BİRGİ’ nin TARİHİ DOKUSU, ÖDEMİŞ/GÖLCÜK te KARAÇAM KOKUSU
Değerli okurlar, yücelerden haber uçtu yine düştük yollara. Muğla-Aydın derken bu kez otobana girmeden eski yollardan İncirliova-Germencik yolunu seçerek ara istasyonlara girdik. Yol kıyısında bir ŞEHİTLİK ANITI görünce durup fotoğraflar çektik. Küçük bir TREN YOLU DURAĞI da vardı burada. Bu şehitlik de nedir? Diyerek yola revan olup giderken yol kıyısında bir sarı levha: “KANLI BAHÇE) KOÇ KUYUSU) ŞEHİTLİK ANITI 2 km.” Hemen direksiyonu sola kırarak incir bahçeleri arasında siyah yılankavi bir asfaltta ilerledik ve biraz sonra da bir toprak yola girerek anıtın önünde durduk. Hemen makinemize davranarak anıtın, kabartmaların, isim listelerinin fotoğraflarını çekip yolumuza devam ettik. Germencik/Ortaklar/Selçuk derken viyadüklerin altından devam ederek Ödemiş yoluna girdik. Yol kıyıları boyunca şeftali bahçeleri ve mısır tarlaları almış başını gider… Ancak yol kıyılarında ne bir patlamış/haşlanmış mısır satan ne de kasalarla şeftali pazarlayan vardı. Yol üstünde bir lokantada durup birer köfte yiyelim dedik. Ayranını çok sevdik sorduğumuzda lokanta sahibi burasının 60 yıldır hizmet verdiğini ve meşhur “YANDIM ÇAVUŞ!” ayranının burada meşhur olduğunu söyledi. Devam ederek TİRE’ yi geçip Ödemiş’ e doğru ilerlerken yol üzerinde karakaşlı, kara gözlü, pala bıyıklı, orta boylu, sert bakışlı bir yiğit elinde tüfeğiyle yolumuzu kesti. Çar-naçar aracımızı yolun kıyısına çekip indik. Nedir? Diye sorduğumuzda meğer bu EFE, Kurtuluş Savaşı sırasında Yörük Ali’ nin kızanlığını da yapan Hüseyin GÖKÇEN EFE imiş. Atatürk’le tanışmış ve fotoğrafı da var. Ayrıca türküsü de var ve bizim Tolga ÇANDAR söylüyor. Derken Ödemiş’ teyiz. Bir benzinliğe giriyor ve bizim kullandığımız GAZ ın 2.99 tl. olduğunu görüp şaşırıyoruz. Hemen girip depomuzu dolduruyoruz. Sormadan da edemiyoruz. Her yerde 25-30 kuruş daha fazla iken burada neden böyle? Diye. Çalışan cevaplıyor. “Bizim burada Cuma/Cumartesi halk günüdür ve kampanyalıdır”. Pazar günü dönüşte 2.24 kuruşu görünce anlıyoruz durumu. İlk hedefimiz BİRGİ’ dir. Sağdan 8 km. Devam ediyor ve biraz sonra da bakirliğine(eskiliğine) dokunulmamış BİRGİ’ ye DUHUL eyliyoruz. Taş döşeli, daracık Arnavut kaldırımlı yollar tır tır etmeye başlayınca karşımıza iki levha çıkıyor: Sola yukarı ünlü ÇAKIRAĞA KONAĞI, sağa yukarı da AYDINOĞLU CAMİİ. Sola yukarı devam ettiğimizde önce konağın levhasını, sonra da sokak içine doğru kapalı ahşap kapısını görüyoruz. Bir boşluğa aracımızı park ederek hemen konağa doğru yürüyoruz. Heyhat” “Konak tamirat nedeniyle kapalıdır!” yazısıyla karşılaşıyoruz. Kenarından, köşesinden görebildiğimiz kadarıyla fotoğraflarını alıyor, çarşıya doğru yürüyoruz. Bilindiği üzere Çakırağa, bu ünlü konağı İstanbullu Hanımı için yaptırıyor. Ortam sıcak ama biz aldırmıyoruz. Bizim buralar gibi nemli ve boğucu değil. Bir levhada Hacıhasan, Kemerköy, Boşalan, Yılanlı gibi köy isimleri… Küçücük bir çarşısı var: Testiciler, hediyelik eşya satanlar, incik/boncuk satanlar, bal, sirke, nar ekşisi, pekmez, meyve satanlar, kahvehaneler, AYDINOĞLU MEHMET BEY CAMİİ, İMAM-I BİRGİVİ MEZARLIĞI, GAZİ UMUR BEY HEYKELİ ve levhaları… AYDINOĞLU CAMİİ’ ni Hanım gezerken ben de çevreyi fotoğraflıyorum. Karşı yamaçlarda sıra sıra üst üste, yan yana tek katlı, tek odalı eski köy evlerini görünce yine Şirince evleri gözümün önüne geliyor. Camiin arka kısmında ÜMMÜ SULTAN TÜRBESİ ve kocaman bir UMURBEY HEYKELİ boy veriyor. Ayaklarının dibinde de bir levha: Umur Bey, Gazi Mehmet Bey’ in oğlu, 18 yaşında denizciliğe başlamış. Aydınoğulları Beyliğinin üçüncü hükümdarı olduğunda 25 yaşındaymış. Ülkesine dair büyük yararlılıklarda bulunmuş. Ümmü Sultan Türbesinin tam karşısında iki yanı yaşlı ve eğilip bükülmüş çam ağaçlarıyla sıralı tarihi bir sokak uzanıyor boylu boyunca. Buraları da fotoğrafladıktan sonra çarşıdan yukarıya: İMAM-I BİRGİVİ küllisine doğru çıkıyoruz. Çok büyük ve geniş bir mezarlığın ortasında İMAM-I BİRGİVİ’ nin KÜLLİYESİ bulunuyor. Yeni yapılmış pırıl pırıl, estetik görünümlü bir taş bina. Bahçesinde ÇERKES İBRAHİM’ in mezarı da bulunuyor. Külliyenin içine” ERKEKLERİN GİRMESİ YASAKTIR” ibaresi bulunuyor. Onun için içeri işini Hanım hallediyor. Hemen her yerde olduğu gibi burada da Külliyenin girişinde küçük bir çarşı oluşturulmuş ve özellikle kadın giysileri ve yöresel gıda maddeleri satılıyor. Gelen giden eksik olmuyor, Külliyenin bahçesi araçlarla dolu. Çarşıda işimizi bitirip aşağıya doğru inerken Çakırağa Konağı yanında bir duvarda” BİRGİ HATIRASI” başlıklı bir kara tahta görüyoruz. Alttaki boşluğa her gelen kendi adını yazarak fotoğraf çekiliyor. Ancak tebeşir kullanılan bu tahtanın önünde tebeşir yok. Hemen yanındaki dükkâna dalıp soruyoruz. İçerideki genç, hemen bize tebeşiri uzatıyor. Adımızı yazıp” BİRGİ HATIRASI” oluşturuyoruz. Tebeşiri geriye verirken gençle laflıyoruz. Meğer burası MEDYAPOZ diye bir fotoğrafçı dükkânıdır. Masanın üzerindeki soba borusu lensli fotoğraf makinelerini görünce daha fazla içimiz dayanamıyor ve gencin kartını alarak oradan ayrılıyoruz. Artık öğle geçmiş, gün devrilmiş ve sıcak bastırmıştır. Birgi’nin tır tır taş döşemelerinden sonra kaymak gibi siyah ve yılan gibi kıvrılan, dolanan bir asfaltta önce aşağılara inmeye, beş-on dakika sonra da yukarılara doğru tırmanmaya başlıyoruz. Bol virajlı, incecik bir asfaltta sürekli yükseliyoruz. Sırtlara erip de karaçamları gördüğümüzde anlıyoruz ki artık bin metrelerin üzerindeyiz. Aşağılarda, çok çok aşağılarda sisler, dumanlar arasında Ödemiş, Birgi, Tire vb. ovaları belirli belirsiz görünmekteler.
Sırtın öbür yanına devrildiğimizde ise artık önümüzdeki başta kiraz, vişne, elma, armut, erik, ceviz, kestane ve daha nice meyve ağaçlarıyla dolu çukurluk GÖLCÜK düzlüğüdür. Çevresindeki yemyeşil karaçam ormanlarıyla süslü, ortada masmavi bir gölün oluşturduğu bu alan Ödemiş’ in GÖLCÜK beldesi iken günümüzde yazlık bir mahalleye dönüşmüştür. Her ne olursa olsun GÖLCÜK ’ün havası yerindedir. Suyu da içilir. Gece çadırınızda uyumak için ise lahana gibi kat kat sarınmanız ve battaniye ve yorganlarınızı da örtünmeniz gerekmektedir. Biz bunu iki gece boyunca yaşayarak öğrendik. Çadırımızı kurduğumuz yer, bir kiraz bahçesiydi, önümüzde göl, arkamızda çam ormanları, sağımız solumuz meyve ağaçlarıyla doluydu. Adam diksen bitecek milli/humuslu topraklarında daha çok patates ekildiğini gördük. MARSİYASS MOTOSİKLET GRUBU’ nun 10 Ağustos’ta başlayacak olan YAZ KAMPI ’nda” neler yapılacak, nasıl yapılacak?” sorusunun cevabını tartışmak için gelen il-ilçe başkanları toplantısı için buradaydık. Biz her ne kadar şimdilik bir başkan değilsek de potansiyel bir başkan olarak buraya davet edilmiştik. Özellikle de çok iyi geçeceğini düşündüğümüz 10 Ağustos Şenliğinde bir başka programımız olduğu için burada olamayacaktık. Burayı da muhakkak görmeliydik. Onun için buradaydık. İnsanlarımız aşağılarda sıcaktan yanarken biz burada: yaylada soğuktan üşüyorduk. Çok güzel ve rahat iki gün geçirdik burada. Yeni insanlarla tanıştık, yeni dostlar edindik.
Gelirken 350 km. civarında tutan yolu, dönerken biraz da macera olsun diye Ödemiş’ten KİRAZ ’a, oradan dağları aşıp Alaşehir-Sarıgöl, Buldan-Sarayköy-Buharkent-Kuyucak-Karacasu-AFRODİSİAS-Tavas-Kale-Ula-Kadabörtlen yoluyla Köyceğiz’ e dönünce 400 km.ye çıkarmıştık. Gerçi oradan 09,30’da çıkıp buraya 17,30’ da inerek sekiz saatte dura-dinlene gelmiştik. Ama yine de bu uzun yolculuk bizi epeyce hırpalamıştı. HAFTAYA BİR BAŞKA MACERADA BULUŞMAK ÜZERE HOŞÇA ve DOSTÇA KALINIZ.