KARAÇULHA YAYLASINDA KOCA YÖRÜK KIVRAK’LA KABARDICIN GÖLGESİNDE SOHBET ve GÖLHİSAR’ da KİBYRİA ANTİK KENTİ GEZİSİ…

KARAÇULHA YAYLASINDA KOCA YÖRÜK KIVRAK’LA KABARDICIN GÖLGESİNDE SOHBET ve GÖLHİSAR’ da KİBYRİA ANTİK KENTİ GEZİSİ…

            Değerli okurlar, yine hafta içinde sıcaklardan bunalmış, AĞLA’ ya mı gitsek, EKİNCİK’ e mi uzansak diye düşünürken Hanım, “Şu bizim Koca Yörük Ramazan’ı bir arayalım, bize “yaylaya gelin” demişti” diye anımsattı. Hemen aradık. O da zaten yaylada imiş, “Buyurun gelin!” dedi. Biz de telefonda “Bize oğlak mı, yoksa kuzu mu keseceksin” diyerek latife ettiğimizde “Misafir, ev sahibinin danasıdır, nereye bağlarsa orada otlar!” diyerek söyleyeceğini söyledi. Biz de onun latifesine pek de aldırmadan pişkinlik yaparak aracımıza atladığımız gibi Fethiye ve Seydikemer’ i bir nefeste geçip DONT’ u da aşarak SEKİ yolundan sonra sola DİRMİL yoluna girip KARAÇULHA YAYLA KÖYÜ’ nde KIVRAK’ ı evinin balkonundaki eyvanında yastıklara söykenmiş dinlenirken bulduk. Hoş beşten sonra oturup lafladık, sonra bahçeye indik. Bahçesindeki GABARDICIN GÖLGESİNDE oturup dinlendik ve ordan/burdan sohbetler ettik. Yörük, burayı düzene koymaya başlayalı 25-30 yıl kadar olmuş. Diktiği cevizler, elmalar, armutlar, ayvalar, asmalar, şeftaliler, hatta ıhlamur ve fındık ağaçları bile kocaman olmuşlar. Üzümler her ne kadar koruksa da şeftaliler ermiş durumdalar. Bir ara köyün içine çıkarak çınarın altında oturup bu yaylaların meşhur kar şerbetinden yedik. Daha yukarılara giderek orada yılların eskittiği ve yıprattığı ve çatısı tel tel, pul pul dökülmeye başlayan KABIK DAM’ ı görüntüleyip fotoğrafladık. Daha yukarılara çıkıp 1500 metreleri geride bırakarak bir soğuk su çeşmesinin başında soluklandık. Buz gibi suyunu yüzümüze çarptık ve içerek tadını da test ettik. Bu KABIK DAM dediği evlerin çatısının üzeri ardıç ağaçlarının kabukları soyulup onlarla kiremitle örter gibi örtülürmüş ve bundan dolayı onlara KABIK DAM denirmiş.

            Akşam yine geç saatlere kadar bahçesindeki köşkünde oturup lafladık. Torosların Koca’sı HAYRİ DEV’ i yâd ettik. Kendisini takdirle karşılıyor, mekânı cennet olsun diyoruz. Biz O’nu yıllar önce ÇÖVENLİ’ de YÖRÜK-TÜRKMEN ŞENLİĞİ’ nde dinlemiştik. Biz Yörük’ le çene çalarken iki AYNUR da kendi aralarında sohbete daldılar. Yatmak için odamıza çekildiğimizde vakit gece yarısıdır. Tabi ki bu yaylada yorgansız yatılmaz. Deliksiz bir uyku çekip sabah altı suları kalktığımda herkes uykudaydı ve kitabımı alarak bahçedeki köşkte yerimi almıştım bile. Herkes uyanıp da kahvaltımızı yaptıktan sonra Koca Yörük’ le biz evde kalanlara “Allaha ısmarladık” diyerek ayrıldık. Yörük, Burdur/AZİZİYE ’de YÖRÜK ŞÖLENİ’ ne doğru giderken biz de yolda gördüğümüz sarı levha yüzünden KİBYRİA ANTİK KENTİ’ ne doğru direksiyon kırdık. Aslında Yörük, şenliğe bizi de davet etmişti, birlikte gidecektik ama geç kalacağımızı ve antik kenti gezemeyeceğimizi düşünerek şenliğe gitmekten vaz geçtik. Gölhisar’a doğru yola devam ederken önce 1300 metre KARABEL’ i, ardından 1370 metre DİRMİLCİK BELİ’ ni, en sonra da 1595 metre DİRMİL BELİ ’ni aşarak yolumuza devam ettik. GÖLHİSAR’ ı şehir içinden geçip tepelere tırmanmaya başladığımızda saat 10.00 sularıdır. KİBYRİA ANTİK KENTİ, çok geniş bir alana yayılmıştı. Yer yer bozularak toprak yola dönüşmüş eski asfalt yolda yükselerek en yukarılara kadar çıktık. Sonra da dönüp uygun bir yerde aracımızı bırakarak ortalarda bir yerden tarihi alana duhul eyledik. Güneş epeyce yükselmişti ama bu tarihi kent de en az bin beş yüz metrelerde olduğu için küçük bir esinti bizi serinletiyordu.

            Daha alana girer girmez karşımıza çıkan levhalarda KİBYRİA ANTİK KENTİ ile ilgili özetle şu bilgiler yer alıyor: KİBYRİA, antik dönemde LİKYA, KARYA, PİSİDYA ve FRİGYA kültür bölgelerinin kesişme noktasında konumlanır. Bölge erken dönemde “KABALİA”, Roma İmparatorluk döneminde ise KİBYRİATİS olarak bilinir. Anlamı kesin olarak bilinmemekte ve LUVİ dilinden kaldığı düşünülmektedir. Burası, KİBYRİA’ lıların M.Ö. 4.-3. Yüz yıllarda bu gün görünen kentlerine taşınmadan önce yerleştikleri alandır. Kentin bu gün görülebilen mimari alanları ROMA dönemine aittir. Daha sonra BERGAMA KRALLIĞI dönemi geliyor. Sonra da yakın çevresindeki kentlerden BUBON, BALBOURA ve OİNOANDA kentlerinden teşekkül ediyor. KİBYRİA, ANTİK KENTİ, birbirine derin yarlarla ayrılan hâkim üç tepe üzerinde oturmaktadır. Bu tepelik alanlar üzerinde kamu, sivil ve dini yapıların belli bir bütünlük oluşturacak biçimde simetrik olarak düzenlendiği görülür. Yapılar, tepelik teraslanarak göl ve ova manzarasına hâkim konumda ve hiçbir yapı bir diğerinin manzarasını kesmeyecek biçimde yerleştirilmişlerdir. Kentte başlıca yapılar: NEKROPOL (Mezarlık), TİYATRO, MECLİS BİNASI, AGORA(Pazar yeri) gibi yapılardır. KİBYRİA’ da özellikle at yetiştiriciliği ve DERİ TABAKLAMA ileri düzeydedir. Kentin doğu yamacında yer alan STADYUM, 200 metreye varan pist uzunluğu ve 10.000 kişilik kapasitesi ile Anadolu’nun en görkemli stadionları arasında yer almaktadır. Bu alanda atletizm yarışmaları, hayvanlarla mücadele eden gladyatörlerin savaşları yapılmaktaymış. Burasının M.S. 200-300 yıllarında inşa edildiği bilinmektedir. Tiyatro binasına gelince 8000 bin kişilik kapasitesiyle Anadolu’nun büyük tiyatroları arasında yer almaktadır. AGORA’ dan sonra TİYATRO bina ören yerini de gezip fotoğraflıyor ve  MECLİS BİNASI’ na doğru yürüyoruz. Tam da harabelere girerken epey bir zamandır uzaktan bizi gözetleyen beyaz gömlekli adam: “Gelin bakalım buraya!” diyerek bizi yanına çağırıyor. Biz de “Hayırdır, bir hata mı işledik, biz biletsiz girdik ama girişte kimseler yoktu, bizde daldık. Çıkarken görevliye Müze Kartlarımızı ibraz edecektik” dedik. Adının İsa olduğunu söyleyen görevli, henüz burasının ücretli olmadığını, kendisinin buraları tanıtmakla görevli olduğunu, 26 yıldır da burada çalıştığını söyledi. Öncelikle Hem Meclis Binası hem de Müzik Binası olarak kullanılan yapıya doğru bizi götürdü. İlk gördüğümüz orijinal yedi renkli taşlarla yapılan MEDUSA resmi bizi şaşırttı. İsa adlı arkadaş, bu resmin dünyada yedi renkli taşla yapılan tek olan medusa başıdır. Bu resme 360 derece dönerek bakarsanız hep size baktığını görürsünüz. Ayrıca antik çağda bu MEDUSA’ ya bakan kötü niyetli insanları taşa çeviriyormuş. Yunan mitolojisinde yer altı dünyasının dişi canavarı olan üç GORGONA’ dan biridir. Bu üç kardeşten yalnızca bu yılan saçlı MEDUSA ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. Bu nedenle antik dönemin büyük yapıları ve özel yerleri kötülükten korumak için MEDUSA kabartmaları ve resimleri kullanılmıştır. Medusa’ nın hayatı hakkında mitolojide çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri MEDUSA’ nın PERSEUS tarafından başının kesildiği ve kanından kanatlı at PEGASOS ve KHRYSAOR’ un doğduğu söylencesidir. Didim APOLLON TAPINAĞI’ nda da çok güzel bir MEDUSA figürü bulunmaktadır. İstanbul YEREBATAN SARAYI’ nda da iki MEDUSA başının bulunduğunu biliyoruz. Ayrıca MİLET ’te ve İASOS’ ta da bu başlardan bulunuyormuş. Efsanesine gelince: Medusa çok güzel bir genç kızmış. O kadar güzel ki Tanrıçaların nefretini, Tanrıların da ilgisini üzerinde toplamış. Denizler Tanrısı POSEİDON, MEDUSA' nın hayranlarından biridir ve bir gün Athena’nın tapınağında zorla ona sahip olur. Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bir durum olarak değerlendiren Athena, MEDUSA’ yı GORGON yaparak cezalandırır. Artık MEDUSA, çirkinleşmiş ve saçları yılana dönüşmüştür. Yüzüne bakanlar da taş kesilmektedir. Artık insana dönüştüğü için ölümlüdür ve Athena, onun başını kestirerek öldürtür. Medusa’ nın başından fırlayan kanlar LİBYA çöllerine düşer ve her bir damlası birer yılana dönüşürler.

            KİBYRİA ANTİK KENTİ ’nin sınırları Antalya’dan Aydın’a, Muğla’dan, Denizli, Burdur, Isparta, Afyon, Manisa, İzmir illerine kadar pek çok kenti içine alacak kadar genişmiş. Burası 26 ANTİK KENT’ in merkezi durumundaymış. Sosyal, siyasi, ticari pek çok kentler arası anlaşmalar burada karara bağlanırmış. İsa ERYURT adlı bu arkadaşla iyi anlaşıyoruz, kartını, telefonunu ve face’ sini alıyor, birlikte fotoğraflar da çekilerek yaklaşık iki saatin sonunda tarihi alandan ayrılabiliyoruz. Aracımıza atlayıp GÖLHİSAR merkeze indiğimizde öğle sonlarıdır. Bir lokantada midelerimizin sesini kestikten sonra asfalttan sağa doğru direksiyon kırıp hedefimiz ÇAMELİ deyip yola koyuluyoruz. 30 km. kadar bu ince uzun, yılan gibi kıvrılan, kıyıları sarı çizgili, yemyeşil çam ormanları arasında uzayıp giden dağ yollarında ilerleyerek bir ara 1481 metre rakımlı GEDİK BELİ’ ni de aşarak ÇAMELİ ilçesine vasıl oluyoruz. Orada fazla eğleşmeden yola devam ederek beyaz topraklı derelerden ve yamaçlardan ilerleyerek KARABAYIR mahallesini geride bırakıp 1500 metrelik TUZLA BELİ ’ne tırmanıyoruz. Oradan da NİF’ e inip ÇÖVMEN-KAYADİBİ-ELCİK köylerini de geçerek DALAMAN-AKKÖPRÜ barajı üzerinden BEYOBASI yoluyla evimize dönüyoruz. GELECEK MACERALARDA BULUŞMAK UMUDUYLA HOŞÇA ve DOSTÇA KALINIZ.

YAZARIN DİĞER YAZILARI