DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMEN, ŞAİR, YAZAR ENVER ATILGAN

DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMEN, ŞAİR, YAZAR ENVER  ATILGAN

Prof.Dr.Kemal Kocabaş

 "Yıl 1946 aylardan Haziran/Günlerden cumartesi/Bir sevinç var bugün/Doğan çocukta, yeşeren ağaçta, açan gülde, Nasıl olmasın?/Söz eğitiminin değil/ İş eğitiminin babası Koca Tonguç Dicle'de/ Bir bir dolaşıyor iş alanlarını/ Marangoz, demirci atölyelerini/ Sebze, meyve bahçelerini/Ekin bloklarını/Nasılda karan, hayranlıkla izliyordu/Harç karan, duvar ören öğrencilerini/Ve sonra okul müdürü Nazif Evren/Evren kadar büyük bir müdür/ Öğretmeniyle, yönetime katılan öğrencisiyle/ Koca Tonguç'un önünde/ Hesap veriyorlar 700 öğrenciye/Bir bir anlatılıyor yapılanlar/Müdür, öğretmen, öğrenci/Konuşuyor, tartışıyor/ Şiddetle yeriyorlar birbirlerini/Daha iyi, daha olumlu çalışmalar isteniliyor/Karşı çıkılıyor, direniliyor/Nedenleri, niçinleri aranılıyor/Al işte Köy Enstitüsü öğrencileri/İşliklerde, dersliklerde/Askerlik kamplarında/Sebze tarhlarında/Bağda, bahçede, tarlada/Dağda, bayırda, ovada/Abideler yükseliyordu/Nasırlı ellerinde/Horonlar, halaylar çekiliyordu/ Edirne'den Van'a kadar/ Türküler yakılıyordu/ Ve yeniden doğuyordu folklorumuz/ Bir marş söyleniyordu 700 ağızdan/ "Şen Dicle'nin çocukları koşunuz/ Işık saçan yollar sizi bekliyor /Nur dağıtan yuvaya ulaşınız/Hep uzanmış kollar sizi bekliyor"/Bir kez daha söz veriyoruz/ Ölümsüz Koca Tonguç'a/ 8 yıl değil, 8 asır geçse de/ Gene onun izinde durmadan çalışacağız/ Bize uzanan kollara er geç ulaşacağız"

 

            Enver Atılgan, "Eko Can" şiir kitabında İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'un Dicle'ye gelişini dizelere yukarıdaki gibi  taşır.  Enver Atılgan 1931 Ergani doğumlu şair, yazar ve öğretmen örgütçüsü ve Dicle Köy Enstitüsünün ilk öğrencilerindendir. Atılgan Dicle Köy Enstitüsünü: "İlkokulu Ergani'nin tek eğitim ve öğretim kurumu olan İnkılap İlkokulunda tamamladım. İlkokul öğretim kadememizin ilk ve son basamağıydı. Benim için başka okulda öğrenimimi sürdürmek olanaksızdı. Çevrede ben ve benim gibi binlerce yoksul aile çocuklarının tüm umut kapılarının kapalı olduğu bir anda Dicle Köy Enstitüsü hızır gibi imdadımıza yetişti. Güneydoğu'da ve Doğu'da yedi ilin köy çocuklarını bağrına basan bu eğitim kurumu bir baba ocağından daha sıcaktı bizlere. Büyük eğitimci Tonguç'un köyü içten canlandırmayı tasarladığı ve bu tasarısını gerçekleştirecek elemanları yetiştirecek Köy Enstitülerinde, uygulanan iş eğitimine kolayca ayak uydurduk. Benim  şiir tutkum Dicle Köy Enstitüsünde okuduğum sıralarda başladı.  Çünkü daha önceki yaşantımızın bir devamıydı bu çalışmalar. 1944'te girmiş olduğum Dicle Köy Enstitüsünü 1948-1949 öğretim yılında bitirdim."ifadeleriyle anlatır (1).

 

NAZİF EVREN VE ENVER ATILGAN

            Dicle Köy Enstitüsü kurucu müdürü Nazif Evren'le öğrencisi Enver Atılgan arasındaki öğretmen-öğrenci ilişkisi yıllar sonra büyük bir dostluğa dönüşür. Mayıs 1997'de çıkan Kıyı dergisinin 134. Sayısında Musa Alp, Nazif Evren'in vefatı sonrası yazdığı  yazısında:"1945 baharının ilk günleriydi. Yakın tren istasyonundan enstitüye elden ele tuğla taşıyorduk. Başta Nazif Hoca olmaz üzere bütün öğretmenlerimiz bizimle aynı zincirdeydi. Yanımda Enver Atılgan arkadaşımız çalışıyordu. Ayakkabısı yırtılmıştı. Biraz utangaç  bir tavırla Nazif Evren'e gösterdi. Nazif Hoca, şefkatli bir baba tavrı ile kendi yırtık postalını gösterdi: "Biraz sabret oğlum, yakında postallarınız gelecek. Nazif Hoca ile aynı yemekleri benzer kaplarda yediğimizi, benzer asker postallarından giydiğimiz günleri unutur muyuz?" diyerek Dicle imecesindeki büyük dayanışmayı anlatır. Nazif Evren, öğrencisi Enver Atılgan için: "İyi bir öğretmen ve yazar oldu. Yayımladığı yapıtlardan iki tanesini bana da gönderdi. Zevkle okudum. Birisinde beni de konu etmiş. Kendimi dev aynasında görür gibi oldum" diyerek anlatır (2). Nazif Evren yıllar sonra Dicle'yi görmek  için Ergani'ye gittiğinde Enver Atılgan'ın evinde konuk edilir ve sabaha kadar söyleşilir. Köy Enstitülü yazar Osman Bolulu, Nazif Evren-Enver Atılgan dostluğunu Kıyı dergisinin 1998'deki, 142.sayısındaki yazısında: "Enver Atılgan, Dicle Köy Enstitüsünden öğrencisiydi Nazif Hoca'nın. Onun yolundaydı,  ondan almıştı ışığını, çağdaşlığa adanmanın hızını. O da öğretmeni gibi, iyi bir öğretmendi. Gericilğe karşı savaşıma katıldı. Öğretmen örgütlerinde etkin görevlerde bulundu. Gazetecilikten kavuşturmaya kadar uzandı çileli yolu. Yılmadı, eğitim getirisinin yanında yapıtlar da verdi bize. Örnek bir yurtseverdi. Öğretmeni gibi, ardından olumlu getiriler bırakarak aramızdan göçtü" diyerek anlatır (2).

ENVER ATILGAN ANLATIYOR: DİCLE'DE BİR BAHAR SELİ

            Arkadaşım, dostum, yazar Ahmet Özer, bana ilettiği Dicle Köy Enstitüsü çıkışlı yazar, şair Enver Atılgan'ın Kıyı dergisinin  63. sayısında  yayımlanan "Dicle'de Bir Bahar Seli" adlı yazısında enstitüde  öğrenci ve öğretmenlerin çok şiddetli yağmur ve sele karşı  dına  tüm okulun  verdiği  mücadeleyi anlatır. Yazının girişinde : ".Zaman 1945 yılı başlarıydı. Dicle Köy Enstitüsü'nün 750 öğrencisi olarak her günkü gibi o gün de tarım ve inşaat alanlarındaki çalışmalarımızı tamamlamış, araçlarımızı depo nöbetçilerine teslim etmiştik. Okulumuz kuruluş aşamasında olduğu için daha çok yapı işlerinde, harç karma, kireç söndürme, duvar örme, beton dökme, kabartma ve düz köşe taşları hazırlama gibi işlerde çalıştığımızdan ellerimiz çatlak çatlak olup, sertleşir ve nasırlaşırdı. Acılarını gidermek için depoların önüne konulan içi vazelin dolu tenekelere ellerimizi, bileklerimize kadar daldırır, sonra da ovuştura ovuştura yumuşatmaya çalışırdık. Akşam yemeğinin ardında, bir saatlik okuma saatimiz olurdu. Okuma saatinden önce bir direğe asılı hoparlörün altında hep birlikte bağdaş kurar, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimizle "Ana haber bülteni"yle Feridun Fazıl Tülbentçi'nin hazırlayıp Adil Kürşad'ın sunduğu "Tarihten Bir Yaprak"ı dinlerdik." der ve İkinci Dünya Savaşının korkunç anlarının yaşandığı döneme  işaret ederek  yazıya başlar.

             O akşam radyo programını dinledikten sonra enstitüyü  bekleyen  felaketten habersiz günün yorgunluğunu atmak üzere tüm okulun yatakhanelere  koştuğunu ve bir süre sonra okul  ve yatakhane nöbetçilerinin dışında herkesin derin uykuya daldığını yazar. Gecenin üçüne kadar süren sessizlik sonunda olanları: "Tam o anda okulun kampanası acı acı çalmaya başladı. Durmaksızın çalıyordu. Kampananın sesini duyan, yatakhane nöbetçileri dışarı fırlayarak durumu öğrenmek isterler. Ne var ki bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, bilye ve ceviz  büyüklüğünde  doluya dönüşerek pencereleri dövmeye başlayınca çoğumuz meydana gelen korkunç gürültünün sesiyle kendiliğimizden uyanmıştık.  Az sonra  da yatakhane nöbetçisi  okulun tümünden sorumlu dışarı nöbetçilerle, nöbetçi öğretmen yatakhaneye doluştular. Bir taraftan arkadaşlarımızın  üzerine örtülü nevresim ve battaniyeleri  kaldırıp atıyorlar, bir taraftan  da "okulu sel bastı çabuk giyinin"  diye avaz avaz bağırıyorlardı" diyerek yaşanan süreci aktarır. Enver Atılgan, arkadaşlarının çoğu pantolonunun düğmesini ilikleyemediğini, kimi postalının bağını bağlayamadan dışarı fırladığını,  okul  başkanın "araç depolarına gidin; kazma kürek, bel, çapa ne bulursanız alıp L binasına koşun" duyurusunda bulunduğunu yazar. Anlatmaya devam ederek 20 dakika içinde tüm okulun, öğrencisiyle öğretmen ve yöneticisiyle ayakta olduğunu,  yağmurla birlikte esen şiddetli fırtınayla çatılardan kiremitlerin savrulduğunu ve zor koşabildiklerini belirterek: "Depolara gidinceye dek tepeden tırnağa ıslanmıştık. Sular giysilerimizden sızarak postallarımızı doldurmuştu. Normal çalışma zamanlarındaki gibi sırayla araç alıp yazdırma gibi bir durum da yoktu. Elimize ne geçerse  kazma, kürek, çapa alıp koşuyorduk"  anlatımıyla durumun ağırlığına işaret eder.

            Öğrenciler L binasına vardığında Dicle Nehri'nin bir kolu olan Hoşot çayı öylesine taşmıştır ki  yönünü okula çeviren çayın yanı başında olan en büyük yatakhaneyle   L binasında suların pencere  düzeyine kadar yükselmiş olduğu görülür. Bu anı Enver Atılgan: "Yatak ve nevresimler suyun üstünde  yüzüyordu. Bir kısmımız yatakhanenin suyunu boşaltmaya çalışırken, bir kısmımız da suyun yönünü boş ekin tarlalarına doğru çevirmeye çalışıyordu. Kimimiz taş kimimiz tuğla taşıyarak okulu kurtaracak bir set yapmaya çalışıyorduk. Okul müdürümüz Nazif Evren ise golf pantolonunu daha da  yukarı çekmiş, öğrencilere "Sakın çay yatağına fazla yanaşmayın, suya kapılır boğulursunuz" diye uyarıda bulunuyor, bir taraftan da elindeki kürekle kum ve çakıl taşlarını, yapmakta olduğumuz  sete atıyordu. Aslında toprak kayması sonucu çayın yatağı  genişlemişti. Kabaran suların  altında yatağı bulmak olanaksızdı." diye yazar. Okullarının, fidanlıklarının  tarlaların, köylülerin binlerce dönüm ekili arazisinin sular altında kaldığını,  bellerine  dek suların içinde olduklarını ifade eden Atılgan:  "Gecenin bu karanlığında gemici fenerlerinin sönük ışığında tek düşüncemiz okulumuzu, daha doğrusu  bir aile olarak evimizi kurtarmaya çalışmaktı. Okulumuza gelecek  her türlü zararın faturasını devletimizin daha doğrusu bizlerin ödeyeceğinin bilincindeydik. Onun için var gücümüzle selin yönünü değiştirmeye çalışıyorduk. Ne var ki bu azgın sular, dağlardan kopmuş kayalar gibi önüne ne gelirse sürükleyip götürüyordu. Saatler geçmişti. Oluşturmaya çalıştığımız setler akan suların hızına dayanamayarak yıkılıp gidiyordu. Arkadaşlarımızın bir çoğu, öğretmenlerimizle birlikte yatakhanelere  ve dersliklere dolan suları kovalarla boşaltmaya çalışıyordu. Bunların arasında okul müdürümüz Nazif Evren'in eşi sınıf öğretmenimiz Leman Evren de bulunuyordu" şeklinde yazar.

            Günün ışımaya başladığını,  bütün  çabalara karşın bir türlü selin  yön değiştirmediğini yazan Enver Atılgan: " Ne yapacağımızı, şaşırdığımız bir anda, arkadaşlarımızdan iri kıyım, pehlivan yapılı 20-30 kişilik bir grup birden soyunarak elleriyle de birbirlerinin omuzundan kavrayarak suyun içine atladılar. Sırtlarını selin akışını dayayıp etten bir duvar ördüler. Bir süre sırtlarına çarpan selin yön değiştirerek boş ovaya doğru akmaya başladığını şaşkınlıkla izliyorduk. Bizler de bu fırsattan yararlanarak yıkılan seti yeniden oluşturmaya başladık. Ama buz gibi suların içinde arkadaşlarımız daha ne kadar dayanabileceklerdi? Okul müdürümüz çıkmalarını istiyordu. Onlarsa setin yıkılmayacak duruma gelmesini bekliyorlardı. Nitekim çok kısa sürede seti yıkılmayacak duruma getirdik. Arkadaşlarımızı çekip çıkardık. Zatürre olmasınlar diye hemen revire gönderildiler" ifadeleriyle mücadelenin sonunu anlatır. Okullarını  saatlerce süren çabalar  sonunda bu unutulmaz sel baskınından kuratardıklarını,  öğrenci, öğretmen yönetici tümünün  bitkin  ama mutlu olduğunu, okul müdürü Nazif Evren: "Çocuklar yağmur, çamur, dolu, fırtına, demeden saatlerdir, buz gibi sularla boğuştunuz. Doğayla kavganızda utku sizin oldu. Büyük bir başarı sağladınız. Bu başarınızdan ötürü hepinizi kutlarım. Selin meydana getirdiği yıkıntıyı da en kısa zamanda gidereceğiz. Bu olayı yaşamakla ağacın önemini bir kez daha kavramış olduk. Her yıl ağaç dikmeye devam edeceğiz. Çok yorulduğunuzu biliyorum. Bugün iş başı yapmayacaksınız. Dershanelerinizde, derslerinize çalışarak dinleneceksiniz" dediğini yazar. Atılgan müdürün  bu duyurusunun tüm öğrenciler için bir ödül olduğunu,  ifade ederek araçları depoya yerleştirip  giysilerini değiştirmek üzere yatakhanelere  giderken, yağmurun yağmaya devam ettiğini belirterek: "Binlerce fidan diktiğimiz  halde yörenin ağaçsız ve ormansız oluşunun faturasını çok acı bir şekilde ödemiştik" değerlendirmesini yapar.

MÜSLÜM ÜZÜLMEZ VE ENVER ATILGAN

            Erganili yazar, araştırmacı Müslüm Üzülmez, yörenin sorunları, kültürel çoğulculuğu, toplumsal sorunları, enstitüleri ve  Enver Atılgan ile ilgili  yazılar kaleme alan bir aydın. Enver Atılgan'ın İlkokulda bir dönem öğretmeni olduğunu, üzerinde fazlasıyla emeği olduğunu yazarak:  "Sınıftaki davudi sesi ve akıcı güzel ders anlatımı hâlâ kulaklarımda. Bizlere okuma yazmanın dışında güzel şiirler okur, şarkı ve türküler söylerdi. Türkü dinlemeyi de çok severdi. Her zaman temiz ve ütülü giyim kuşamıyla, saç ve yüz bakımıyla, konuşma ve davranışlarıyla tam bir beyefendiydi. Örnek bir insan ve iyi bir eğitimciydi. Özcesi önce yol bilen sonra yol gösterendi. Aydınlık düşünceler taşıyordu. Çocuklara bilginin ışığını ulaştırıp onlarla birlikte insana yaraşır bir gelecek düşlüyordu. Yaşama aklın ve bilimin kılavuzluk etmesini, yaşama dayanak oluşturacak değer ve normların akıl ve bilimle bulunmasını istiyordu. Özgürlüğün, üretimin, kalkınmanın, ilerleme ve gelişmenin yolunun eğitimden geçtiğini bilenlerdendi. Bu nedenle, bir yandan okulda öğrencilerine ışık taşırken diğer yandan da Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER gibi eğitimcilerin mesleki demokratik kitle örgütlerinde hak ve hukuk için mücadele etti" ifadeleriyle öğretmenini anlatır (4).   

            Müslüm Üzülmez Enver Atılgan'ın aydın ve demokrat kimliğini: "Evet, Enver Atılgan aydındı, ama birçok özelliği olan bir aydındı: Örgütçüydü, şairdi, gazeteciydi, yazardı ve her şeyin başında iyi bir eğitim emekçisiydi. Türkiye Öğretmenler Sendikası-TÖS'ün Ergani Şubesi'nin kurucu üyesi ve sonradan da Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi oluşu örgütçülüğüne en iyi kanıttır. 12 Mart darbesi sonrası TÖS kapatılır. Başta Fakir Baykurt olmak üzere yöneticiler tutuklanıp yargılanırlar. O karanlık günlerdeki Fakir Baykurt'un onurlu duruşunu: "Umudun Anıtı Sevgili Fakir Baykurt" şiirinde bakın nasıl anlatır: "Umudun anıtı/sevgili Fakir Baykurt/bu toz duman içinde/ örnek oldun bizlere/ demir parmaklıklar ardında/bir gün olsun umudunu yitirmedin/eğilmedin, bükülmedin/onca baskı onca işkence/ vız geldi sana /devrimci düşüncenden/ zerre kadar ödün vermedin." dizeleriyle anlatır.Üzülmez TÖS'ün, o dönem Ergani'de köylüsünden kasabalısına, okumuşundan okumamışına, esnafından çalışanına, işçisinden memuruna, velisinden öğrencisine kadar genelde herkesin saygı duyduğu, değer verdiği bir kuruluştu değerlendirmesini yaparak: "Enver  Atılgan ve TÖS'ün yöneticileri, üyeleri de saygı duyulan insanlardı. Onlar Ergani'de herkesin "Hoca"larıydı" diyerek anlatır (4).

            Mart ayında yayımlayacağım "Dicle Aydınlığı" kitabını  hazırlama sürecinde yazılanlardan, okumalardan tanıştığım, 25 Ocak 1995'te aramızdan ayrılan   Enver Atılgan'ın anısına, emeğine  saygıyla.

Kaynakça:

1 )Bayrak,M. (1978).Köy Enstitülü Yazarlar,Ozanlar, TÖB-DER Yayınları, Ankara

2) Evren, N.(1998).Köy Enstitüleri Neydi Ne Değildi, Güldikeni Yeyınları, Ankara

3) Atılgan, E. (1991).Diclede Bir Bahar Seli, Kıyı Dergisi,  63. Sayısı, Ankara

4) Üzülmez, M. (2026). Enver Atılgan ve Dicle Köy Enstitüsü, Dicle Aydınlığı, (yakında basılacak)

YAZARIN DİĞER YAZILARI