ÖĞRETMEN YETİŞTİRME TARTIŞMALARINA KATKI
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ
"Köy, işten kaçan, nefret eden pasif öğretmene değil, işi seven, ona sarılan, iş vasıtasıyla yurdu şenlendirecek olan canlı, hareketli öğretmene muhtaçtır. Yeni öğretmenler, bireyleri iş içinde yoğura yoğura, sakinleri saadet denizinde yüzen bir vatan yaratmalıdır. Yurt, yoksul insanların değil, varlıklı ve mesut insanların yurdu haline gelmeli; onun her tarafından neşe, sağlık ve bahtiyarlık fışkırmalıdır. Bu ülküye yaklaşmanın ana şartlarından biri, köye iş yapmasını bilen öğretmeni ve iş araçlarını sokmaktır" İsmail Hakkı TONGUÇ
Türkiye derin siyasal bir kaos yaşıyor. ABD Büyükelçisinin Türkiye için demokrasi dışı monarşi modeli önermesi, yargının katkısıyla siyasal iktidarın muhalefeti tasfiye girişimleri, belediye başkanı-milletvekili transferleri ekseninde, ülkenin geleceğine dair yoğun kaygılarla yeni bir döneme giriyoruz. Ülkenin eğitim sorunlarını tüm bu süreçlerden bakarak yorumlamak mümkün.
ALİAĞA'DA PANEL VE DEĞİŞEN ÖĞRETMEN KİMLİĞİ
Ülkede bu tartışmalar yaşanırken 9 Mayıs 2026 cumartesi günü Aliağa'da demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği "Köy Enstitülerinden Günümüze Eğitim ve Türkiye" başlıklı panelde arkadaşlarımız Suat Özçağdaş, Hidayet Karakuş ile birlikte konuşmacıydık. Konu eğitimdi. Ortaklaştığımız kavram eğitimin en önemli öznesinin öğretmen olduğu gerçeğiydi. Son 25 yılımı ülkenin eğitim sorunlarını, öğretmen yetiştirmeyi ve ne yapmalıyı: "5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, 24 Kasım Öğretmenler Günü ve 16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıldönümlerinde" konuşarak geçmişti. Söyleyecek sözlerimiz vardı.
Aliağa'daki panelde ülkenin kurucu kadrolarının Cumhuriyetin ilk çeyreğinde öğretmene verdikleri önem ve desteğin altını özellikle çizerek Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri ile Cumhuriyetin orta çağı yaşayan Anadolu köylerini köyün kendi çocuklarıyla dönüştürmeyi hedeflediğini belirterek konuşmama başladım. Nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı köyler enstitü mezunu öğretmene emanet ediliyordu. Onlara, köyün ekonomik ve sosyal hayatını dönüştürmek, aydınlanmanın temel ilkelerini, modern tarım, teknik ve hayvancılık bilgilerini köye taşımak, ormanların korunması ve önemini köylülere anlatmak, hak kavramını ve laik aile örneğini köylere taşımak görevleri verilmişti. Tüm bunlarla birlikte köylerde neslinin tükenmemesi ve körelmemesi lazım gelen hayvan ve bitki cinslerinin tespiti ve korunmasıyla ilgili işlerde muhtarla, köylülerle beraber çalışmak görevi de vardı. Pamukpınar Köy Enstitüsü Kurucu Müdürü Şinasi Tamer enstitülü öğretmenden beklentilerini: "Şimdiye kadar, köye verildikleri halde köylüye yarar yerine zarar veren öğretmenin yerine, aynı köyün türküsünü söyleyen, nesnelere onun gözü ile bakan, onun derdine ortak öğretmeni yetiştirmek" ifadeleriyle anlatır.
Öğretmen Cumhuriyetin ve aydınlanmanın taşıyıcısıydı. 1947-1948 yıllarına kadar ülkeyi yönetenler hep öğretmenin arkasındaydı. 1950 sonrasında ise destek olmak bir yana, özgür-demokrat, Cumhuriyetçi öğretmen kimliği ile hep mücadele ettiler. Öğretmenler de önce Köy Öğretmen Dernekleri, TÖS, TÖB-DER örgütlenmeleriyle bu baskılara karşı çıktılar ve iktidarın öğretmeni değil halkın öğretmeni olma mücadelesi verdiler. 1980 sonrası yaşanan küreselleşme dalgasıyla eğitim ve sağlık insan hakkı olmaktan çıkarıldı ve piyasanın kontrolüne girmeye başladı. Özellikle son 25 yılda yaşanan bu süreçlerden öğretmenler de çok etkilendi. Ülkedeki antidemokratik iklim öğretmen kimliğini olumsuz etkiledi. Öğretmen toplumsal sorumluluğunu kaybetti, kendi dünyasına çekilen, teknisyen öğretmen kimliği karşımıza çıktı. Bunun sonucunda 1960 sonrası dönemlerde TBMM'nde çok sayıda öğretmen milletvekili varken günümüzde TBMM'nde öğretmen ve örgütlerinin sözcüleri yer almıyordu artık.
Panelde Gönen İlköğretmen Okulu mezunu yazar, şair Hidayet Karakuş Köy Enstitülerinin kapanması sonrası öğretmen okullarındaki eğitimi özetledi. İlköğretmen Okullarının Köy Enstitülerinin ardılı olduğunu vurgulayarak enstitü kültürünün öğretmen okullarında kapatanlara rağmen egemen olduğunu, mekanın ve öğretenlerin bu kültürün taşıyıcısı olduklarını belirtti. CHP'nin eğitimde sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş uzun konuşmasında ülkenin eğitim sorunlarının bir dökümünü yaparak iktidara geldiklerinde neleri yapacaklarına ilişkin görüşlerini dile getirdi. Öğretmenlerin sorunlarına yönelik olarak: Öğretmenin eğitimin en önemli öznesi olduğunun altını önemle çizerek günümüzde eğitim fakültelerinin 50 yıllık birikimini yok sayarak kurulan Milli Eğitim Akademilerinin sadece meslek içi kursların verileceği bir kuruma dönüştürüleceğine, öğretmenin eğitim fakültelerinde yetiştirileceğini, her on yılda bir öğretmenlerin eğitim fakültelerinde pedagojideki gelişmeler dair tezsiz yüksek lisans dersleri alacaklarına, eğitim fakülteleri kontenjanlarının arz-talep dengesine göre belirleneceğini, ücretli-sözleşmeli öğretmen statülerinin kaldırılacağını, bu fakültelerin ülkenin eğitim sorunlarına yönelik araştırmalar yapacak şekilde yapılandırılacağının altını önemle çizdi.
GÜNÜMÜZE YÖNELİK BAZI DEĞERLENDİRMELER
Eğitimci Feray Aytekin 14 Mayıs 2026 tarihinde Birgün gazetesinde yazdığı "Öğretmenlik mesleğinin tükenişi" başlıklı yazısında Milli Eğitim Akademisi süreçlerinde yaşananları okurlara aktardı. Aytekin yazısında Akademi ile eğitim fakültelerine, öğretmenlik mesleğine fiilen kilit vurulmuş olduğunu ifade ederek Türkiye'de öğretmenlerin, eğitim fakültelerinden mezun olup öğretmenlik diplomalarına sahip olmalarına rağmen, ikinci kez öğretmen yetiştirme sürecine katılmak zorunda bırakıldığına işaret eder. Aytekin, bir öğretmenin akademi ile ilgili yaptığı değerlendirmesini: "Akademi programı başlayalı henüz bir ay oldu. Bu kadar kısa bir süre içinde dahi öğretmenler ciddi bir tükenmişlik yaşıyor. Ailelerinden, çocuklarından, eşlerinden kilometrelerce uzaktaki yedi ilde yaklaşık 32 bin lira karşılığı bir ücretle yaşamak zorunda bırakıldılar. Akademi binalarının olduğu illerde bu yerler bir eğitim kurumu yerine bir ticari işletme, bir otel gibi işletiliyor. Barınma, yemek ücretli. Ücretler barınma, yemek, ulaşım masraflarını dahi karşılamıyor. Akademilere ulaşım ise ayrı bir çile" şeklinde köşesine taşır. Deneyimini aktaran öğretmenin son cümlesi aşağıdaki gibi olur: "Umarım herkes akıl sağlığı yerinde şekilde ayrılır buradan."
Öğretmen kökenli yazar arkadaşımız Öner Yağcı, 2001 yılından beri tüm YKKED sempozyumlarına, panellerine katılarak görüşlerini ifade etmiş, Yeniden İmece'de yazıları yayımlamıştı. YKKED-Balçova Belediyesi imecesiyle düzenlediğimiz ve kitaplaştırdığımız "Nasıl Bir Eğitim Reformu, Eğitim Reformu için Arayışlar" sempozyumlarına da katılmış, YKKED imecesinde başarılanları iyi bilen bir dostumuzdur. Sayın Yağcı, 16 Mayıs 2026 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yazdığı "Öğretmen Yetiştirme" başlıklı yazısında NE-DER adlı bir derneğin görüşlerini aktardı. Dernek Dünyada yaygın bir uygulaması olmayan ve evrensel üniversite anlayışıyla örtüşmeyen Öğretmen Üniversiteleri kurulmasıyla ülkenin nitelikli öğretmen yetiştireceği tezini öne çıkarıyor. Yağcı yazısında derneğin öğretmenlik mesleğini yeniden düşünerek çağın ihtiyaçlarına uygun bir öğretmen yetiştirme modeli amaçladığına yer veriyor. Öğretmen, toplumun, halkın ihtiyaçlarına göre yetiştirilmelidir. Köy Enstitüleri ülkenin gereksinmeleri üzerinden kurulmuştu. Çağın ihtiyaçları kavramının piyasa ihtiyaçları kavramlarını çağrıştırdığı çok açık. Ne-Der'de çalışan arkadaşların bu küçük eleştiriyi değerlendirmelerini ve laik, bilimsel eğitim duyarlılıklarını net bir şekilde ortaya koymalarını diliyorum. Bu yazı ile ilgili görüşlerini bizimle paylaşan bir öğretmen arkadaşımız : Öner Yağcı'nın yazısını ben de ilgiyle okudum, kalemine ve duruşuna her zaman saygımız sonsuz ama yazıda havada kalan, hatta vizyonu ciddi şekilde daraltan iki noktaya şerh düşmek şart oldu: İlk olarak, kitap örneğindeki "tırtıldan kelebeğe, piyondan vezirliğe" metaforu pedagojik olarak çok sorunlu ve sınırlayıcı. Satrançta vezir ne kadar güçlü görünürse görünsün, nihayetinde "şahı" korumakla, yani mevcut iktidar odağına hizmet etmekle görevli bir araçtır. Sistem bize diyor ki: "En fazla sistemin en güçlü memuru/veziri olursun ama oyunun kurallarını değiştiren şah olamazsın." Biz çocukları başkasının tahtına vezir yapmak için değil, kendi hayatlarının öznesi ve şahı yapmak için eğitiyoruz. Bu bakış açısı doğrudan iktidar alanını sınırlıyor. İkincisi, NE-DER'in "Öğretmen Üniversitesi" projesindeki o modern nitelikli öğretmen tarifi... Bugün her yerde olduğu gibi öğretmeni sadece "dijital yetilerle donatılmış teknokrat bir uzman" olarak görmek büyük bir yanılgı. Sadece teknolojik aparat kullanmayı bilmek yetmez; asıl hayati soru şudur: Kimin için yol gösteriyorsun? Kimin öğretmenisin? Biz, salonların ya da seçkinlerin değil; büyük usta Fakir Baykurt'un o onurlu damarından yürüyerek "fakirin öğretmeni" olmayı seçtik. Ezilen halkın daha eşit, daha adil bir hayata olan özleminin, o yoksul çocukların öğretmeniyiz. Eğitim bizim için sınıfsal bir duruştur. Keşke NE-DER, öğretmeni dijital bir robota indirgemek yerine, bu memleketin gerçek çocuklarına nasıl dokunacağını dert edinseymiş. Kim ne der bilemiyoruz ama bizim mücadelemiz tam da o büyük ustanın dediği gibi; beyin çocuğu bey, ırgatın çocuğu ırgat kalmasın diyedir" şeklinde görüş belirtiyordu.
ÖNERİLERİMİZ
Bir eğitimci olarak ve 25 yıllık Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) çalışmalarından öğretmen yetiştirme ile ilgili bazı önerilerimiz:
Köy Enstitülü yazar Talip Apaydın Köy Enstitülerinde aldıkları eğitim ile ilgili olarak: " Kendimi kurtarmak için gittim. Ama beş yıllık Köy Enstitüsü eğitimi beni "Kendimi kurtarmak yetmez, halkımızı da kurtarmalıyız" düşüncesine ulaştırdı. Öyle bir kültür ve yetenek kazandırdı. Saptaması yapar." Günümüzde öğretmen yetiştirmede bu deneyim ve anlayış öncelenmelidir.Türkiye ülkemiz çocuklarına nitelikli eğitim vermeyen, nitelikli öğretmen yetiştiremeyen, adaletsizlik ve bölgesel, sınıfsal, cinsiyete dayalı eşitsizlik üreten, piyasalaştırılan-dinselleştirilen eğitim sisteminin sorunlarını çözmek için mutlaka kamusal, nitelikli, laik-bilimsel eğitimi hedefleyen "eğitim reformunu" hayata geçirilmelidir. Eğitim fakülteleri ve üniversitelerde demokratik bir iklim egemen olmalı, tüm bileşenler yönetimde temsil edilmelidir. Eğitim fakülteleri Köy Enstitüleri deneyiminden yararlanarak uygulamalı eğitim yapılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. İşlikler, atölyeler, laboratuvarlar, hobi alanları oluşturularak öğrencilerin çok boyutlu yetişmeleri sağlanmalıdır. Eğitim fakültelerinin en nitelikli öğrenci tabanı olan "Anadolu Öğretmen Liseleri" yeniden açılmalıdır. Eğitim fakültesi öğrencilerinin ülkenin eğitim sorunlarıyla ilgili projelerde çalıştırılarak ülke sorunlarıyla ilgili duyarlılıkları geliştirilmelidir. Eğitim fakültelerinde Köy Enstitülerinde olduğu gibi uygulama okulları açılmalıdır. Çağın bilim ve teknolojisindeki gelişmeler temel alınarak eğitim teknolojisindeki gelişmeler eğitim fakültelerinde karşılık bulmalıdır. Eğitim fakültelerinde ülkenin özgün öğretmen yetiştirme modelinin güncel karşılığını araştırmak adına "Köy Enstitüleri Araştırma Merkezleri" kurulmalıdır.
Eğitim tarihimizde nitelikli öğretmen yetiştirme arayışlarına emeklerini katan Mustafa Necati, Hasan Ali Yücel ve ismail Hakkı Tonguç'un anılarına, emeklerine saygıyla.