DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRENCİLERİN ZÜLKÜF BABASI

DİCLE KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRENCİLERİN ZÜLKÜF BABASI

Prof.Dr.Kemal Kocabaş

            Zülfo ismini Şener Şen'in ve Kemal Sunal'ın  birlikte rol aldıkları  Güneydoğu Anadolu temalı filmlerden hatırlarız. Yaklaşık bir yıldır hazırlamakta olduğum ve Mart ayında yayımlamayı tasarladığım "Tanıklıklarla  Köy Enstitüsünden  İlköğretmen  Okuluna Dicle Aydınlığı" başlıklı kitap  için yaptığım okumalar  ve görüşmelerden  Ergani Tren İstasyonunda 1940'lı yıllardan 1994 yılına kadar kızıyla  birlikte kaval çalarak yaşamını sürdüren  bir halk ozanın hazin öyküsü karşıma çıktı. Osman Şahin'in öyküsünü, Sevgili kızı Tomris Hanım'dan  istedim. Sağolsun gönderdi.  İki kez okudum ve adeta çarpıldım.  Olağanüstü bir anlatımla  Dicle'nin adeta sembolü  olan kavalcı Zülfo'yu "Bozkırda Vivaldi" adlı öyküsüyle bize aktarıyordu.  Erganili yazar Müslüm Üzülmez,  bir yazısında zaman zaman Zülfo veya  Hafız diye isimlendirilen kavalcı ile ilgili olarak: "Hafız'ın gerçek ismi Zülfi Yokuş'tur. Resmi kayıtlara göre 01.07.1912 tarihinde Diyarbakır-Ergani'ye bağlı Birsin köyünde doğmuş, 15.09.1995 tarihinde Ergani'de vefat etmiştir. Ergani Tren İstasyonu'nda kaval çalan garibanın biriydi. Yaşar Kemal O'nun hakkında, "Ömrümde ben böyle harika bir ses daha duymadım," der. Birçok gazeteci, yazar, şair hakkında yazı ve şiirler yazmış gerçek bir halk sanatçısıdır." diyerek tanımlar (1).

ÖĞRETMEN OKULU ÖĞRENCİLERİ ANLATIYOR

            Kavalcı Zülfo, 1954-1976 yılları arasında Dicle İlköğretmen Okulunda öğrenim gören öğrencilerin anılarında  bir sembol olarak yer almıştır (2). Refik Türk arkadaşımızın hazırladığı "Hoşot Anıları" kitabında Dicle 1960 çıkışlı halkbilimci Nuri Erkal onu : "Zülfo, Aşık Veysel gibi, öteki duyularıyla, olana bitene anlam veren, kavalıyla anlatandı. Zülfo'nun değeri bilinmedi. Yıllarca ona, sıradan bir dilenci gözüyle bakıldı. Bence Zülfo, kır tanrısı Pan'dır. Pan'ın flütü, Zülfo'nun dilsiz kavalı vardı.  Bülürvan Zülfo, börtü böceğin seslerini, kuşların cıvıltılarını, ekinlerin hışırtısını doldurmuştu kavalına. Asuri duruşuyla Ergani Tren İstasyonu'nda, yolculara kaval üflerdi. Biz de fırsat buldukça, okuduğumuz Öğretmen Okulundan bir kilometre kadar uzaktaki tren istasyonuna koşar, Kavalcı Zülfo'yu dinlerdik"    diye anlatır. 1968 mezunu Ahmet Deveci'nin yazısında bir yerel gazetenin büyük puntolarla "Yaşar Kemal, Ergani İstasyonu'nda Kavalcı Zülfo'yu dinlerken Treni kaçırdı"  haberini paylaşır. 1971 mezunu Nuri Aslan: "İstasyon hayatımızın merkeziydi. İstasyona gelen trenler  boyunca karısının veya kızının kolunda yürüyerek kavalıyla yanık havalar çalan Hafız ise hepimiz için Dice'nin ayrılmaz bir parçasıydı" diyerek Zülfo'yu anlatır. 1972 çıkışlı Şerif Başol  Zülfo'yu anılarında : "Hafız kavalına üflediği zaman Zülküf Dağı, Hoşot Ovası, zil zurna sarhoş olurdu. Hilar Mağaraları, Çayönü canlanır, kurtlar, kuşlar ve tüm canlılar kulak kesilirdi. O kadar güzel çalardı ki yolcuların bir kısmı ağlardı. Bir kısmı da vagonların penceresinden sarkarak bakarlardı" diyerek yazar. Yılmaz Güney, Kavalcı Zülfo'yu  ve Ergani Tren İstasyonu'nda eteğine tutunup birlikte gezen kızını  Sürü filmine konu ederek sinemaya taşır.

YILMAZ ODABAŞI VE KAVALCI ZÜLFO

            Şair, yazar Yılmaz Odabaşı'nın  1996'da yayımadığı "Sevginin herkesten şikayeti var" kitabında Dicleli öğrencilerin  tümünün anlatılarında yer alan Ergani Tren İstasyonu'nda kaval çalan Zülfo  ile ilgili "Vivaldi Zülfo"adlı yazısında  "Dicle Köy Enstitüsü, İstasyon  ve Zülfo arasındaki" ilişkiler ve bölgedeki Dicle algısı yer alıyor (3). Odabaşı,  1950 ve 60'lı yıllarda Diyarbakır'ın Ergani, Çermik, Çüngüş ilçelerine bağlı köylerin kavruk çocuklarının, ya köylerinde ilkokulu tamamlamış veya Ergani'de Dicle Köy Enstitüsü-İlköğretmen Okulunu bitirip öğretmen olduklarını ifade ederek yazısına başlıyor.  O yıllarda halkın yüzde ellisinin okuma yazma bilmediği koşullarda öğretmenlik mesleğinin toplumdaki saygınlığının altını önemle çizer. Devamında: "Benim de birçok yakınım, vefat eden babam, neredeyse yarım gün Çermik'ten Ergani'ye yaya yürüyerek Dicle İlköğretmen Okulunda öğrenim görmüşler"  diyerek tanıklığını aktarır. Odabaşının babası Mehmet Odabaşı Dicle Köy Enstitüsü girişli, öğretmen okulu çıkışlı bir öğretmendir.

            Odabaşı,  Dicle mezunu hikayeci ve senarist Osman Şahin'in dostluğuna, ağabeyliğine saygı duyduğunu belirterek: "1989 yılında imzalayıp Diyarbakır adresime gönderdiği  'Ay Bazen Mavidir' kitabındaki 'Bozkırda Vivaldi'  adlı nefis hikayesinde, Ergani demiryolunda kaval çalarak  dilenen yoksul ve kör bir adamın hikayesini anlatır" diyerek kitapla ilgili değerlendirmesini yapar.  Osman Şahin'in bu öyküsünden etkilenen Yılmaz Odabaşı  "Vivaldi Zülfo" yazısında ailesindeki  Zülfo ile ilgili bir anıyı: "Bir gün Diyarbakır'ın Mardinkapı semtinde, köylerden getirilip stüdyosuz, bandrolsüz üretilen dengbej kasetlerinden birkaç tane alıp evime getirmiştim. Aldıklarım arasında, üzerinde çalanın  adı sanı yazılmayan bir kaval kaseti  de vardı. Kaseti kasetçalara koyup, ezgilerin ne kadar güzel olduklarını düşünüp bütününü  dinlemek üzere keyifle ayaklarımı uzattığımda, bitişik odadan anamın hıçkırıklarını duyarak kalkıp yanına gittim. Anam hiçbir açıklama yapmıyor, ağlıyordu" ifadeleriyle aktarır. Odabaşı,  annesinin neden kaval sesiyle ağladığını sorar. Annesi: "Ben bu kavalı 28 yıl önce Ergani demiryolunda dinlemiştim. Bu kör Zülfo'nun kavalıdır. O yıllar baban Dicle İlköğretmen Okulunu bitirmiş, tayini Konya'nın bir Çerkez köyüne çıkmıştı. Kucağımda sen ve yükümüz bir kat yataktı. Hayatımda ilk kez köyümden çıkıp uzaklara gidiyordum. Daha onbeş yaşımda bir anneydim. Ergani'den trene bindik. Ben kompartımanda çevreme korkuyla bakarken, baban alışveriş yapıp geleceğini söyleyerek dışarı çıkmıştı. Kucağımda sen vardın. O an birden  şimdi çaldığın kaval sesiyle hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Sen de ağlamaya başlamıştın. Sonra trenin düdüğü acı acı öttü, yola koyulduk. Bu kaval sesi benim için bir gurbet çığlığıdır, çocukken anne oluşumdur, yitirdiğim gençliğim, yitirdiğim düşlerimdir" şeklinde cevaplar. Odabaşı,  annesinin anlattıklarını dinleyince aldığı kasetteki kavalı çalanın Osman Şahin'in hikayesindeki Zülfo olduğunu anlar. Kasetin bir kopyasını  ağabeyim dediği Osman Şahin'e postalar.

            Odabaşı, Zülfo'nun Ergani'de kötü koşullarda yaşadığını öğrenir.  Bir haber yazısı yazarak Diyarbakır-Gündem gazetesine bırakır. 28 Nisan 1993 tarihli Gündem gazetesinde, mukavva kutuların üzerinde tek odalı bir evde yaşayan Zülfo'nun haberi, "Ergani'de Vivaldi"  başlığıyla çıkar. Zülfo'nun  yaşlılıktan konuşamadığını, sorulara yanıt veremediğini  belirten haberde: "Hoşan ovasının, Hilar mağaralarının, Çayönü kabartmalarının, kısaca susturulmuş bir tarihin ve halkın çığlıklarını kavalıyla çalan Zülfo veya diğer adıyla Hafız.88 yaşında, yüzünde talanın paletleri ve postalları var. Yüzü Ararat dağı gibi heybetli. Ama artık kaval çalmıyor" deniliyordu. Yılmaz Odabaşı, 1995 yaz aylarında Diyarbakır'da halk sanatçısı Zülfo'yu aradığını  fakat "Dilenci Zülfo mu? O öldü" dediklerini yazar (3).

OSMAN ŞAHİN VE BOZKIRDA VİVALDİ

            Osman Şahin'in  öyküsüne göre, her gün istasyonda kaval çalan Zülfo, Dicle İlköğretmen Okulu öğrencilerinin o yıllarda tanıyıp pek ciddiye almadıkları  bir dilencidir. Dicle İlköğretmen Okulu öğrencilerinin "Dertli Mustafa" olarak  tanımladıkları müzik öğretmeni Mustafa Kurtdemir,  okulda yoksul ve kavruk köy çocuklarına Mozart, Beethoven, Vivaldi ve Brahms  dinleten, orta yaşlı, ceket cebinde ipek mendil taşıyan, içine kapanık, naif, sessiz, yalnız   ve az konuşan, diğer öğretmenlerden farklı  bir öğretmendir.  Öğrencilerine piyano, keman çalan gerçek bir müzik öğretmenidir. Osman Şahin, onun müziğe bakışını: "Sesleri çirkin, güzel diye ayırmazdı hiç. Ona göre çirkin, güzel, kötü sesler yoktu doğada; yerinde kullanılmayan sesler vardır yalnızca"  ifadeleriyle tanımlar(4).

            Osman Şahin öyküsünde öğretmen, öğrenci ve hizmetlilerden oluşan Dicle Köy Enstitüsü ailesi yemekhanede yemek yerken müzik öğretmeni Mustafa Kurtdemir yanındaki  Kavalcı  Zülküf Babanın elinden tutarak  birlikte zarif adımlarla sahneye yürüdüklerini yazar. Osman Şahin Zülküf Baba'ayı:"Çayönü'ndeki Asur kabartmalarının içinden çıkmış gelmiş gibiydi"  diyerek tanımlayarak şaşkınlıkla sahneyi izleyen öğrencilerin duygusunu: "Okulumuz kuruldu kurulalı kimsenin aklından geçmemişti Zülküf Babayı okula çağırıp ağırlamak. Bunu o yanına yaklaşılmaz, bizimle konuşmaz, hepimizi küçümser sandığımız hocamız yapıyordu hem de" diyerek anlatır.  Müzik öğretmeni sahnede yaptığı konuşmada: "Onu  istasyona her gidişimde görür, izlerim. Onun çalıp üflediği havaları hiçbir yerde duymadım. Onu anladığımı sanmıyorum. Kimi insanlar görünüşüne, giysilerine, yaptığı işe bakarak bir dilenci sanabilir onu. Burada dilenci sözcüğünü kullandığım için konuğumuz beni bağışlasın. Aslında  bana göre o değerini yeterince bilemediğimiz seçkin bir halk sanatçısıdır. O bu toprakların Veysel'idir." Konser sürecinde  öğrencilerin  en ufak bir devinim, kıpırtı, ses  çıkarmadığını aktaran Şahin:  "Zülküf Baba'yı ilk kez görüyor, dinliyor gibiydik. Yemekhanenin tavanında bütün gün bıcırdayan, öten serçeler bile sessizlikten ürkmüşler gibi seslerini kesmişlerdi" diyerek dinleti atmosferini aktarır.  

            Osman Şahin: "Ben, Köy Enstitülerini, çok sevdiğim İtalyan besteci Vivaldi'nin dört mevsim eserine benzetirim: Bitmez tükenmez baharların, mevsimlerin bozkıra gelişini müjdeleyen Vivaldi müziği... Bundan esinlenerek Dicle Köy Enstitüsü yemekhanesinde, 600'den fazla öğrenci ve 70'e yakın öğretmenin bizzat katılımlarıyla yaşanan bu  olayı "Bozkırda Vivaldi" adıyla yıllar önce yazmıştım" diyerek  anlatır.  Kültür dünyamızın değerli ismi Dicle Köy Enstitülü dostum, Osman Şahin'e bu satırlardan sağlıklar dileyerek sevgilerimizi, selamlarımızı iletiyoruz.

Kaynakça:

1) https://www.tigrishaber.com/kavalci-hafiz-zulfi-yokusla-ilgili-bir-duzeltme-3917yy.htm

2)Türk.R.(2024). Hoşot Anıları, Ozan Yayınları,İstanb

3)Odabaşı.Y.(1996). "Sevginin herkesten şikayeti var". Doruk Yayınları, Ankara

4)Şahin. O.(1989). Ay Bazen Mavidir. Cem Yayınları, İstanbul

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI