YILIN SONUNA DOĞRU TÜRKİYE HALLERİ


Prof. Dr. Kemal Kocabaş

[email protected]

                Bir ay sonra da 2023 yılını veda edeceğiz. 2023, Cumhuriyetin 100. yılıydı. Bir ay sonra  birinci yüzyıl sona ulaşırken, ikinci yüzyıla merhaba diyeceğiz. Bu dönemde  ülkemiz için tatsız süreçler yaşandı. Cumhuriyet kazanımlarının yoğun bir şekilde örselendiğini gördük, yaşadık.   Yaşadıklarımızı hatırlayarak bu dönemi uğurlamak istedim.

DEPREM VE  ÖĞRETTİKLERİ

                2023 yılını 11 ilimizi etkileyen depremde resmi rakamlara göre yaklaşık 50 bin yurttaşımızı kaybettik. O bölgede yaşayan insanlarımızın acılarını, sorunlarını  televizyon ekranlarında her gün tanıklık ettik. Yöre halkı uzun bir süre  kış koşullarında barınma, çadır, konteyner, sağlık, su  eğitim sorunları içinde çırpındı durdu.  Bu süreçlerde halkımızın dayanışması olağanüstüydü. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yarattığı insiyatif kullanmayan, talimat bekleyen kamu yöneticilerini ve  sonuçta depreme müdahalede geç kalan kamu yönetimini acıyla izledik.  Deprem, ülkemizin kamu politikalarında akıl ve bilimden nasıl uzaklaştığını, çadır satan liyakatsiz kamu yöneticilerinin varlığını göstermesi bakımından öğreticiydi. Ülkeyi yirmi yılı aşkın yöneten iktidarın dinselleştirme ve piyasalaştırma politikalarının  her alanda yansımasını, yetersiz yerel yöneticilerin varlığını deprem bölgelerinde    tanıklık ettik. Türkiye bir deprem ülkesi ve  önümüzdeki aylarda ülke yerel yönetim seçimlerine gidiyor. Bu seçimlerde  ülkemizin  deprem ülkesi olduğu  gerçeğiyle  yüzleşerek akıl ve bilimin rehberliğinde  yerel yönetim anlayışını, kentleşme anlayışını,  inşaat sektörünü, müteahhitlik kurumunu, denetim mekanizmalarını yeniden sorgulamamız gerekli.  Artık çabuk unutan bir ülke değil, belleği sürekli canlı tutan, önlem alan bir ülke olma gerçeğini evrilmeliyiz ve sivil toplum bu sürecin takipçisi olmalıdır.

MAYIS SEÇİMLERİ VE  YARATTIĞI TRAVMA

                Türkiye;  ağır deprem koşullarını yaşarken 14 ve 28 Mayıs'ta iktidarın devlet olanaklarını yoğun kullandığı  eşit olmayan koşullarda  iki turlu seçimle Cumhurbaşkanlığı ve  milletvekilliği seçimlerini yaşadı. Altılı Masa adıyla toplanan muhalefet   seçimlerden  başarısızlıkla çıktı. Masanın çok farklı yapısı, sürecin iyi yönetilememesi, CHP dışındaki partilerin seçime çok asılmaması ve kırsal bölgelerde Kılıçdaroğlu'nun adaylığına karşı geleneksel seçmen davranışı  bu seçimlerin başarısızlığının önemli nedenleri olarak karşımıza çıktı. Seçim  sonuçları muhalefet bloğunu oluşturan seçmenlerde büyük bir travma yarattı. Seçmenlerde ülkenin geleceğine ilişkin, siyaset kurumuna  karşı yoğun bir umutsuzluk oluştuğunu, duygusal bağların zayıfladığını tanıklık ettik. Seçimlerden hemen sonra sorumsuzca CHP'nin  sağ partilere armağan ettiği  39 milletvekili çokça tartışmalarda yer aldı.  Kılıçdaroğlu'nun  anlaşılmaz bir şekilde CHP'de sağcı danışmanlar atama merakı ve ikinci turu kazanmak için CHP yönetim organlarını dışlayarak  Zafer Partisi  ile yaptığı anlaşma kamuoyunun büyük tepkisine neden oldu. 28 Mayıs sonrası kamuoyunun büyük bir kısmı CHP'de değişim isteğini ortaya koydu.

SERMAYE KESİMLERİNE ARMAĞAN EDİLEN AKBELEN ORMANLARI

                Tüm Türkiye seçim sonuçlarını tartışırken  Temmuz ayında Milas-Akbelen'de köylü yurttaşlarımızın ormanlarını, zeytinliklerini, yaşam alanlarını korumak adına verdikleri onurlu mücadele karşımıza çıktı. Ülkenin dinamik demokratik güçleri çevre ve doğa duyarlılığıyla  Akbelen direnişine omuz verdiler. Akbelen direnişi, doğa ve çevrenin korunması adına dayanışmanın, demokratik sivil muhalefetin  farkındalığını  ortaya koydu.  Ülkenin güvenlik güçlerini arkasına alan Limak  şirketi Milas ve Bodrum'un da su havzası olan bölgede   sınır tanımaz bir hoyratlıkla  güzelim çam ağaçlarını, zeytinlikleri, doğadaki biyoçeşitliliği yok ettiler. Tüm dünyaya etkileyen küresel iklim krizi  tartışılırken, karbon salınımını azaltma adına dünya çapında önlemler konuşulurken  Kemerköy Termik Santralına kömür sağlamak amacıyla yaşanan doğa katliamı Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ilerici siyaset kurumunun hep gündeminde kalması gereken bir gündem olarak kalması en önemli dileğimdir.

28 MAYIS SEÇİMLERİ SONRASINDA EĞİTİMDE ARTAN DİNSELLEŞTİRME ÇABALARI

                28 Mayıs'ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ikinci turu seçimleri sonrası Kasım ayına kadar CHP kendi iç sorunlarıyla uğraşırken siyasal iktidar eğitimi dinselleştirme adına  yaptığı çalışmaları yoğunlaştırdı. ÇEDES projesiyle pedagojik hiçbir formasyonu olmayan imam, vaiz gibi  din görevlilerinin okullarda görev yapması, 4-6 yaş grubu için sıbyan okullarını çoğaltma ve ana okullarına din dersleri  koymak gibi çocuk gelişimini ve pedagojide yeri olmayan  çalışmalara girdi. Milli Eğitim Bakanı "kız okulları" açacağız ifadesi ile karma eğitim karşıtlığını ortaya koydu. Yine müfredat değişikliği yaparak tüm dersleri din eğitimi ile buluşturma çabaları, okullarda tarikat ve cemaatların çalışmaları  basında  oldukça yer aldı. Son olarak Bursa-Nilüferde bir meslek lisesinde Cuma namazlarının kılınmasına yönelik çalışmalara imza attılar. Laiklik olmadan, laik eğitim olmadan Türkiye demokratik hukuk devleti olamaz. Ortadoğu ülkeleri gibi kurumsallaşmış despotik bir ülkeye dönüşeceği çok açıktır. Kılıçdaroğlu döneminde CHP   laiklik  duyarlılığında  sınıfta kalmıştı. Dilerim Özgür Özel ve arkadaşları bu anlayışı aşarlar.

VE CHP.

                28 Mayıs seçimi sonrasında  seçmeni ile arasında duygusal kopuş yaşayan CHP'de değişim kaçınılmazdı. İl, ilçe kongreleri sonunda 4-5 Kasım tarihlerinde Ankara'da CHP kongresi yapıldı.  Kongre öncesi tutum belgesi açıklayan Özgür Özel "sol sosyal demokrat"  bir çizgide düşüncelerini ortaya koydu.  Özgür Özel'i Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği Manisa Şubesi etkinliklerinden tanıyorum. Öğretmen bir aileden gelen Özgür Özel bu etkinliklerde söz alır, düşüncelerini paylaşan, heyecanlı, atak bir CHP'li olarak tanıdım.  Kasımın ilk günlerinde yapılan kongrede  CHP delegeleri Özgür Özel'i seçerek parti organlarını yeniledi. CHP delegeleri tabandaki değişim talebini algılayarak oyunu kullanmıştı. Kılıçdaroğlu tabandaki bu değişim talebini maalesef öngörememişti.  Özgür Özel yaklaşık bir aylık başkanlık sürecinde daha eylemli, hayatın her alanında yer alacak, itiraz eden, dinamik, sol duyarlılığına sahip çıkan bir CHP  yaratma adına önemli bir çaba içinde.

                Sevgili Özgür Özel'e  bazı önerilerimizi ve küçük eleştirilerimizi bu satırlardan dostça iletmeyi görev sayıyorum. CHP, 1970'li yıllarda olduğu gibi  mutlaka demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla işbirliği içinde olmalıdır. Buralardan beslenmelidir. CHP, laikliğin kalesi olduğunu göstermelidir. Laiklik duyarlılığını mutlaka öne çıkarmalıdır.  Eğitim, ülkenin en önemli sorunlarındandır. Ülkenin çok acil bir eğitim reformuna ihtiyacı vardır. Fakat yeni seçilen Parti Meclisinde ve MYK'da ülkenin eğitim sorunlarına duyarlı bir seçim yapılmamıştır. Öğretmen sendikalarında, eğitim derneklerinde, üniversitelerde  bu işlere kafa patlatan pek çok aydınımız, eğitimcimiz vardı. Eğitimden sorumlu genel başkan yardımcılığına bu konuda konuya hakim yetkin bir ismin getirilmemesi     önemli eksikliklerdir.  Bir başka önerim CHP-Eğitim Bilim Platformunun adının değişmesidir.  Zira bu platform genel başkanın istediği isimleri  parti meclisine katmak için kullandığı bir yapıdır. CHP Eğitim Kültür Bilim Platformu deyince partinin ARGE'si olarak çalışacak düşünce ve politika üretecek bir kurul algısı karşımıza çıkıyor. Gerçek ise başka. Eğitim ve Bilim kavramlarının içi boşaltılmış oluyor. Bir başka önerim Sevgili Özgür Özel'in "özgüven ile beden hareketleri" arasındaki  dengeyi kurmasını, 100 yıllık kurumsal bir partinin genel başkanı olarak kamuoyuna yansıyan ifadelerde "ben, abla,  ablam, danışma" kelimelerini daha dikkatlice kullanmasını dostça öneririm.

                CHP, şüphesiz sosyalist bir parti değil. Ama sol sosyal demokrat bir parti olarak katılımcı, dinamik  bir yapı ile Cumhuriyetin İkinci Yüzyılına, ülkemizin aydınlık geleceğine  çok önemli katkılarda bulunması en önemli dileğimdir.  

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI