GERÇEĞİN PEŞİNDE

                                                           GERÇEĞİN PEŞİNDE

Gazetecilikte Dezenformasyon, Mezenformasyon ve Malinformasyon

Bir haber ne zaman haber olmaktan çıkar?

Belki de çağımızın en önemli sorularından biri bu.

Sabah gözümüzü açtığımızda telefon ekranımızda onlarca haber görüyoruz. Gün içinde sosyal medyada yüzlerce paylaşım karşımıza çıkıyor. Bir olay daha gerçekleşmeden görüntüleri yayılıyor, doğruluğu araştırılmadan yorumlar yapılıyor, birkaç dakika içinde binlerce insan aynı bilgiyi paylaşabiliyor.

Bilgi hiç olmadığı kadar hızlı.

Peki ya gerçek?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Gazeteciliğin temel görevi toplumu bilgiyle buluşturmaktır. Ancak günümüzde gazetecinin karşısındaki sorun yalnızca bilgiye ulaşmak değil, hangi bilginin doğru olduğunu ayırt etmektir. Çünkü yanlış bilgi de doğru bilgi kadar hızlı, hatta bazı durumlarda daha hızlı yayılabiliyor.

Bu noktada üç kavram karşımıza çıkıyor: dezenformasyon, mezenformasyon ve malinformasyon.

Dezenformasyon, yanlış veya yanıltıcı bilginin bilerek ve kasıtlı olarak üretilip yayılmasıdır. Burada amaç insanları yanıltmak, yanlış yönlendirmek veya belirli bir algı oluşturmaktır.

Mezenformasyon ise yanlış bilginin kasıt olmadan paylaşılmasıdır. Bir gazeteci, kaynağına güvenerek fakat yeterli doğrulama yapmadan yanlış bir bilgiyi haberleştirebilir. Kötü niyet olmayabilir; ancak yanlış bilgi artık dolaşıma girmiştir.

Malinformasyonda ise durum daha farklıdır. Bilgi doğru olabilir fakat zarar vermek amacıyla bağlamından koparılır veya kötüye kullanılır. Yani bazen sorun yalan söylemek değil, gerçeğin yalnızca işimize gelen kısmını kullanmaktır.

Bu üç kavram arasındaki fark küçük gibi görünse de sonuçları büyük olabilir.

Bir deprem sonrasını düşünelim.

İnsanlar enkaz altında kalan yakınlarından haber bekliyor. Telefonlar susmuyor. Herkes bir umut arıyor. Tam o sırada sosyal medyada bir mesaj yayılıyor:

“Enkazdan üç kişi sağ çıkarıldı.”

Bu cümle birkaç dakika içinde binlerce kişiye ulaşıyor.

Bir aile bu haberi görüp günlerdir  beklediği yakınının kurtulduğunu düşünüyor. İnsanlar bölgeye yöneliyor. Gazeteciler haberi araştırmaya başlıyor. Fakat kısa süre sonra ortaya çıkıyor ki böyle bir kurtarma gerçekleşmemiş.

Bir cümle...

Sadece birkaç kelime...

Ama arkasında kocaman bir umut ve hayal kırıklığı var.

Eğer bu bilgi insanları bilinçli olarak yanıltmak amacıyla üretilmişse dezenformasyondur. Eğer bir kişi haberi doğru sanarak hiçbir kötü niyet taşımadan paylaşmışsa mezenformasyondur. Gerçek bir kurtarma olayının görüntüsü veya bilgisi başka bir bağlamda kullanılarak insanlara zarar vermek amacıyla dolaşıma sokulmuşsa malinformasyon söz konusu olabilir.

İşte gazetecilik tam da böyle anlarda sınanır.

Gazeteci için bazen en zor cümle, “Henüz doğrulayamadık.” cümlesidir.

Çünkü dijital dünyanın hızında herkes ilk olmak istiyor. Haberi ilk vermek, ilk görüntüyü paylaşmak, ilk başlığı atmak önemli hale geliyor. Fakat gazeteciliğin değeri yalnızca ilk olmaktan geçmez.

İlk olmak unutulabilir. Yanlış olmak unutulmayabilir.

Bir haberin yanlış çıkması yalnızca gazetecinin güvenilirliğini değil, toplumun haber kaynaklarına duyduğu güveni de etkileyebilir.

Bu nedenle iyi gazetecilik, hız ile doğruluk arasında doğru dengeyi kurabilmektir.

Bir fotoğraf gördüğümüzde “Bu nerede çekildi?” diye sormak...

Bir video izlediğimizde “Bu görüntü gerçekten bugüne mi ait?” demek...

Bir iddia okuduğumuzda “Bunun kaynağı ne?” diye araştırmak...

Ve en önemlisi, bilmediğimiz şeyi biliyormuş gibi anlatmamak.

Gazeteciliğin gücü, yalnızca çok şey söylemesinden değil, gerektiğinde “Bilmiyoruz” diyebilmesinden gelir.

Bugün herkes telefonuyla fotoğraf çekebiliyor, video yayımlayabiliyor, sosyal medyada binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu durum iletişimi demokratikleştirirken aynı zamanda herkesin bilgi üreticisi haline gelmesine de yol açtı.

Fakat herkesin yayın yapabilmesi, herkesin gazeteci olduğu anlamına gelmiyor.

Gazetecilik; araştırma, doğrulama, kaynak kontrolü, etik sorumluluk ve kamu yararı gerektiriyor.

Okurun da burada önemli bir sorumluluğu var.

Bir haberi paylaşmadan önce yalnızca birkaç saniye durup düşünmek bile bazen yeterli olabilir:

Kaynak güvenilir mi?

Bilgi güncel mi?

Başlık ile haberin içeriği aynı şeyi mi söylüyor?

Başka güvenilir kaynaklarda da bu bilgi var mı?

Çünkü yanlış bilgiye güç veren yalnızca onu üretenler değildir. Onu sorgulamadan paylaşanlar da yanlış bilginin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkıda bulunabilir.

Sonuçta bugün karşı karşıya olduğumuz sorun yalnızca “çok fazla haber” değildir.

Asıl sorun, gerçek ile yanlış arasındaki sınırın giderek bulanıklaşmasıdır.

Dezenformasyon gerçeği bilinçli olarak çarpıtabilir.

Mezenformasyon yanlışın farkında olmadan yayılmasına neden olabilir.

Malinformasyon ise doğruyu bile zararlı bir araca dönüştürebilir.

Gazeteciliğin görevi ise bütün bu karmaşanın içinde gerçeğin izini sürmektir.

Çünkü bir gazetecinin elindeki en güçlü araç ne kamera ne mikrofon ne de bilgisayardır.

En güçlü aracı güvenilirliğidir.

Ve o güven bir kez kaybedildiğinde, geri kazanılması yayılan bir haber kadar kolay değildir.

Bu yüzden gazetecilikte asıl yarış, haberi herkesten önce vermek değil; gerçeği herkesten önce bulabilmektir.

Çünkü bilgi hızlı yayılır.

Gerçek ise araştırılmayı bekler.

Ceylin ŞENER

YAZARIN DİĞER YAZILARI