UTANMAK


 

TDK'na göre utanmak: yaptığı bir işten veya bulunduğu durumdan sıkıntı duymak, mahcup olmak.

 

İktidar Partisi yaptığı atamaların, işlerin, hataların, kayırmacılığın tarafgirliğin, haksızlığın, adaletsizliğin kaynağı haline geldiği için utanma duygusunu, vicdanını kaybetmişlerdir. 

 

Partinin en yetkili Gurup Başkanvekili Özlem ZENGİN'in TBMM'sinde 2026 yılı bütçe görüşmelerinde, CHP'si Grup Başkanvekili Gökhan GÜNAYDIN'ın eleştirisine verdiği "Evet utanmıyoruz, yaptığımız işlerden gurur duyuyoruz" cevabı tam bir skandal. Gelin neler demişler bir bakalım:

 

Gökhan Günaydın: "Bu meclis çatısı altında çok sayıda emekçi asla çalışamıyor, buna karşın Necdet ÜNÜVAR'ın kızı 23, 24, 25, 26'ıcı dönem milletvekilliği yapmış, sonra Ankara Üniversitesi Rektörü yapmışsınız. Onun mahdumu (erkek evlat, oğul) boş mu kalsın, fakülteden mezun olmuş derhal Enerji Bakanlığı'na müşavir yapmışsınız. Şimdi Ticaret Bakanlığı'nda Genel Müdür Yardımcısı. Kızı da boş mu kalsın, kızını da sınavsız, mülakatsız meclise almışsınız. Binlerce insan boşta gezerken, AKP'li ve Yandaşlarının çocuklarını mülakatsız, sınavsız işe alıyorsunuz, hiç mi utanmıyorsunuz?"

 

Özlem ZENGİN: "Arka arkaya insanlara dönüp "utanmıyor musunuz" dediğinizde nasıl bir cevap ekliyorsunuz? Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten." 

 

Verdiği cevaba kamuoyunun büyük tepisini görünce, "Sözlerimin bir bölümünü alıp kullanmışlar, başka bir şey için dedim" diyerek çark etse de, gerçek yüzünü göstermiş oldu. Bu cevap ne vicdan ne de ahlaka sığar. Gerçekten bunlar utanma duygularını, vicdanlarını kaybetmişler.

 

AKP artık ülkeyi yönetecek yeteneği kalmamıştır, ilk seçim sandıklarda alaşağı edilmelidir. Yoksa ne devlet kalır, ne de bir toplum, paramparça oluruz, Osmanlı İmparatorluğu'nda olduğu gibi.

 

Omsalının torunuyuz diyerek, Osmanlı Padişahlarına, özellikle Türkiye'nin iki katı toprak kaybeden Abdülhamit'i yere göğe sığdıramayan, methiyeler düzenler, Osmanlının nasıl yıkıldığını bilmiyorlar. Birçoğu bilmesine rağmen, çarpıtarak tarihi değiştirmeye çalışıyorlar, yaşadıkları yüz yılı unutarak. Çünkü ülke kaynaklarını yakınlarına, yandaşlarına, emperyalistlere peşkeş çekmek için Osmanlı İmparatorluğu'ndaki gibi, sormayan, sorgulamayan bir toplum yaratmak, dikensiz gül bahçesi istiyorlar.   

 

Bir ülkenin Anayasasına, yasalarına uyulmuyorsa; orada adalet, özgürlük, barış vb. olmayacağı gibi devletin varlığından söz edilemez, aşiret gibi yönetilen bir toplum söz konusudur. Bu iktidar döneminde her türlü yolsuzluk kurumsallaşmıştır. Bu iktidar bana Tevfik Fikret'in "Han-ı Yağma" şiirini hatırlattı.

 

 

 

"Han-ı Yağma

 

Bu sofracık, efendiler ki bekler yutulmayı

Huzurunuzda titriyor şu milletin hayatıdır

Şu milletin ki acılı, şu milletin can çekişir!

Fakat sakın çekinmeyin; yiyin, yutun hapır hapır

 

Yiyin efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Efendiler, pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;

Yiyin, yemezseniz bu gün yarın kalır mı, kim bilir?

Şu nimetler sofrası bakın, gelişinizle övünür

Bu hakkıdır gazânızın, evet, o hak da elde bir.

 

Yiyin endiler yiyin, bu iç açıcı sofrası sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta say:

Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray

Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;

Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır kolay kolay.

 

Yiyin efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı, yok zarar,

İhtişamın gururu var, intikamın sevinci var

Bu sofra iltifatınızdan işte böyle ısınır ve ışıldar

Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar.

 

Yiyin efendiler yiyin, bu can katan sofra sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Vezir zavallı memleket, verir ne varsa malını,

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,

Olanca rahatını, gönlünün tüm dileğini,

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helâlini!

 

 

Yiyin efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!

Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!

Bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak

Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak

 

Yiyin efendiler yiyin, bu cümbüşlü sofra sizin;

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Tevfik Fikret (Haziran 1912)"

(Yksedebiyat.org)

 

Bu şiir Osmanlı İmparatorluğunun çürümesini, çürümenin sonunda emperyalistlerin devletin gelirlerine el koyup (Düyûn-ı Umumiye) nasıl yıkıldığını anlatıyor. İktidar partisi AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin'in verdiği cevap da, bu günkü çürümeyi anlatıyor. Tarih tekerrür mü ediyor?

Saygılarımla.

 

Kemal Gürbüz

Şair, Yazar-Devlet Sanatçısı

13.12.2025

 

Düyûn-i Umûmiye: 1881-1928 yılları arasında Osmanlı Devletinin dış borçlarını denetleyen kurumun adıdır. İkinci Abdülhamit döneminde kurulmuştur. Sözcük anlamı "Genel Borçlar" anlamına gelmektedir.

 

.1881'de dış alacaklılarına mali açıdan teslim olmuştur. Muharrem Kararnamesi'nin 15.inci maddesine göre alacaklıların menfaatini korumak ve borçların ödenmesini bir plan dahilinde yürütmek üzere, Düyûn-ı Umûmiye İdaresi (Düyûn-i Umûmiye-i Osmaniye Veridat-ı Muhassas İdaresi) kuruldu. Toplam yedi üyeden oluşan bu meclisin merkezi İstanbul'dadır. Meclis, İngiliz, Hollandalı, Fransız, Alman, Avusturya, İtalyan ve Osmanlıdan oluşmaktadır.

(Yazan: Dilek Temiz, Atatürk Ansiklopedisi, 27 Haziran 2021)  

YAZARIN DİĞER YAZILARI