"CUMHURBAŞKANI ADAYI" TARTIŞMALARI NEYİN NESİ !?

 

 "CUMHURBAŞKANI ADAYI" TARTIŞMALARI NEYİN NESİ !?

Bu ülkede demokrasinin bir miktar işlediği dönemleri 'Z Kuşağı' dediğimiz yeni neslimiz pek bilmez!.. O yıllarda sağcı ve solcu tüm partilerde bir gelenek vardı: Her seçim öncesinde partiler bir 'Delege Seçimi' yapar, her yere aday olacakları bu 'Delegeler' belirlerdi. Parti yöneticilerinin aday belirlemede fazla bir etkisi olmaz, büyük çoğunlukla Delegeler kimi seçerlerse, aday da onlar olurlar, sadece bazı birimlerde Parti Genel Merkezi'nin çok az sayıda -özellikle milletvekilliklerinde- 'Kontenjan Adayları' olur, listeye bunlar girebilirlerdi.

1970'li yılların sonunda bu gelenek 'Sağcı Partilerin' liderleri tarafından dikkate alınmaz oldu, 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonunda güya demokrasiye geçildiği sırada, ANAP Lideri merhum Turgut Özal bu geleneğe ilk ve hiç uymayan, her adayı kendisi belirleyen bir çalışma sergiledi. Ancak o günlerde dahi -Başta CHP'nin devamı olmak üzere- sol eğilimli partiler bu 'Delege Sistemi' geleneğini sürdürdüler. Bu durum, Genel Başkan Deniz Baykal liderliğinde 03 Kasım 2002 Genel Seçimlerine kadar devam etti, ondan sonra, CHP de adaylarını Genel Merkez marifetiyle belirlemeye başladı, bu durum 2010 yılında Genel Başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu zamanında da, tıpkı AKP-DYP-MHP-SP-BBP'de olduğu gibi aynen devam etti!..

Şimdi herkes 'Cumhur İttifakı Adayı' için hiç ağzını açmazken, sadece üçüncü defa adaylığı 'Anayasamıza uygun mu, değil mi' tartışması yaparken, Millet İttifakının 'Altılı Masa Adayı' için her kafadan bir ses çıkar hale geldi!.. Sürekli üç isim öne çıktı; "Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş!.." Defalarca kamuoyu yoklamaları yayımlandı, bazılarında Kılıçdaroğlu, kiminde İmamoğlu, kimisinde ise Mansur Yavaş önde gösterildi!.. Bu beyhude çabalarla bugünlere kadar geldik, en çok İmamoğlu olmak üzere, bu potansiyel adayların başlarına gelmedik de kalmadı!.. Adaletli yönetim bu muydu yani!?

Halbuki bunlara ne gerek vardı ki? Her parti delege veya üye bazında bir 'ön seçim' yapıp da, bu adayları seçmenler belirleselerdi, daha demokratik bir tavır gösterilmiş olmaz mıydı? Yine Millet İttifakı adayını sadece 6 tane parti lideri belirleyecek, kendi partili seçmenlerine de; "İşte bizim seçtiğimiz bu adaya oy vereceksiniz!" diyecekler, bu da demokratik bir davranış olacak, öyle mi?

Bu duruma baştan beri karşı çıkan partiler, partililer, 'Yılmaz Özdil, Soner Yalçın' gibi ünlü basın mensupları ve köşe yazarları vardı. Bunlar haklıdır veya değildir, biz bilemeyiz de; durdukları yerde çok eleştirildiler, hiç hak etmedikleri hakaretlere uğradılar, peki bu doğru bir tepki şekli miydi yani!? Her insan özgürce kendi düşüncesini savunamayacak mı!? Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu illâ tepeden birileri mi karar verip, seçmenlerine dayatacaklar!? Bu konu artık enine-boyuna tartışılmalıdır!..

Ancak, içinde bulunduğumuz durum bu düşüncelere müsait mi acaba? Merhum Demirel'in çok ünlü bir sözü vardı: "Meseleleri mesele etmezseniz, ortada 'Mesele' diye bir şey de kalmaz!" derdi. Yapılan birçok anket gösterdi ki, artık insanlarımızın büyük çoğunluğu, eski 'Parlamenter Sisteme' geri dönmek, 'Tek Adam' yönetimine bir son vermek istemektedirler!.. Durum böyle ise, merhum Demirel'in dediğini -bir defaya mahsus olmak üzere- yapmanın tam zamanıdır!.. Yani, 'Altılı Masa'nın belirlediği adaya karşı çıkmadan, bu konuyu bir defaya mahsus 'Mesele' etmeden sandıklara gitmemiz gerekmektedir!.. Zaten aylardan beri yapılan tüm toplantılarda, seçim sonrası yapılacak bütün işler hepsinin rızasıyla kayıt altına alındı, sırasıyla yapılacak işler de 6 kişi tarafından onaylandı!..

Hedefe gidişte gönül birliği varsa eğer, bu kısmeti kimsenin tepmemesi gerektiği düşüncesindeyiz. Hele bir demokratik sistem gelsin, gerisi zamanla aşılır, bu uygulama da aka aka deresini bulur nasılsa, sizce de öyle görünmüyor mu!?        Sakin KOŞAR.

YAZARIN DİĞER YAZILARI