AKYAKA KADIN AZMAĞI: SUYUN YAZDIĞI HİKÂYE

AKYAKA KADIN AZMAĞI: SUYUN YAZDIĞI HİKÂYE

Bazı yerler vardır; insan oradan geçip gitmez, orada biraz kalır. Akyaka’nın Kadın Azmağı da işte böyle bir yer. Berrak suyu, yemyeşil doğası ve kendine özgü sessizliğiyle yalnızca güzel bir manzara değildir; aynı zamanda geçmişle bugün arasında akan canlı bir hafızadır.

Muğla’nın Ula ilçesine bağlı Akyaka’da bulunan Kadın Azmağı, doğanın cömertliğini bütün güzelliğiyle sergiler. Suyun dingin akışı, kıyıya uzanan ağaçlar ve suyun altında süzülen yaşam, insana şehirlerin gürültüsünden ne kadar uzaklaştığını hissettirir.

Burada zaman sanki biraz yavaşlar.

Bir tekneyle azmak boyunca ilerlerken suyun yüzeyine bakarsınız. Berraklığın altında başka bir dünya, kıyılarda başka hikâyeler vardır. Teknelerin ağır ağır süzülüşü, kıyıda yürüyen insanların sesleri ve doğanın kendi ritmi birbirine karışır. İnsan, bir süre sonra sadece seyretmez; bu manzaranın bir parçası olduğunu hisseder.

Fakat Kadın Azmağı’nı değerli kılan yalnızca güzelliği değildir. Burası Akyaka’nın kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Her yıl binlerce insan bu eşsiz güzelliği görmek için Akyaka’ya geliyor. Bu hareketlilik bölge ekonomisine katkı sağlıyor, esnafa ve turizm sektörüne canlılık getiriyor. Ancak kalabalık arttıkça sorumluluğumuz da büyüyor.

Çünkü doğanın bize sunduğu güzelliklerden yararlanmak başka, onları tüketmek başka.

Bugün Kadın Azmağı’nın kıyısında fotoğraf çeken, tekne turuna çıkan ya da yalnızca suyunu seyreden herkesin kendisine sorması gereken basit ama önemli bir soru var:

Bizden sonra buraya gelecek insanlar da bu güzelliği aynı şekilde görebilecek mi?

Bu sorunun cevabı biraz da bugün ne yaptığımıza bağlı.

Doğayı korumak yalnızca kurumların veya yerel yönetimlerin görevi değildir. Oraya giden her insanın sorumluluğudur. Çevreyi kirletmemek, doğal yaşamı rahatsız etmemek, suyun ve kıyıların temizliğine özen göstermek küçük gibi görünen ama büyük anlam taşıyan davranışlardır.

Çünkü Kadın Azmağı yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir.

Bir de bu azmağın adında ve hikâyesinde bizi geçmişe götüren başka bir anlam vardır. “Kadın” adı, insana burada yaşamış insanların hikâyelerini düşündürür. Suya eğilen insanları, tarladan dönenleri, çocuklarının elinden tutan anneleri, günlük hayatın telaşını bu suyun kıyısında yaşayanları...

Belki de suyun en büyük özelliği budur: Hafızayı taşımak.

İnsanlar değişir, evler değişir, yollar değişir, hayat değişir; fakat su akmaya devam eder. Yüzyıllardır yolunu bulan bir azmağın kıyısında durduğunuzda, geçmişle bugün arasındaki mesafenin aslında ne kadar kısa olduğunu hissedersiniz.

Kadın Azmağı’nın berrak sularına bakarken yalnızca suyu görmezsiniz. Bir zamanlar bu kıyılarda yaşanan hayatları da düşünürsünüz. Her dalga, geçmişten bugüne ulaşan sessiz bir cümle gibidir.

Bugün ise doğayla kurduğumuz ilişkinin değiştiği bir dönemdeyiz. Dün doğayla daha iç içe olan hayatlarımız, bugün betonun, trafiğin ve bitmek bilmeyen telaşın arasında giderek uzaklaşıyor. Oysa Kadın Azmağı bize çok basit bir gerçeği hatırlatıyor:

Sahip olduğumuzu düşündüğümüz güzellikler aslında bize ait değil.

Onlar bizden önce vardı ve bizden sonra da var olabilmeli.

Bu nedenle Kadın Azmağı’na yalnızca gezilecek, fotoğraf çekilecek veya birkaç saat geçirilecek bir yer olarak bakmamak gerekiyor. Burası korunması gereken bir doğal değer, yaşatılması gereken bir hafıza ve gelecek kuşaklara bırakılması gereken bir emanet.

Bir gün bu azmağın başında duran bir çocuk, büyüklerine “Burası neden Kadın Azmağı?” diye soracak.

İşte o soruya vereceğimiz cevap, yalnızca bu güzel yerin hikâyesini değil, geçmişimize ve doğamıza ne kadar sahip çıktığımızı da gösterecek.

Çünkü bir yerin hikâyesi yalnızca taşında, toprağında, suyunda yaşamaz. Onu anlatan insanların dilinde de yaşar.

Kadın Azmağı akmaya devam edecek.

Yeter ki biz onun sesini duymayı, hikâyesini dinlemeyi ve değerini korumayı bilelim.

Akyaka’nın yeşili, gökyüzünün mavisi ve Kadın Azmağı’nın berrak suları bir araya geldiğinde ortaya yalnızca güzel bir manzara çıkmıyor. Aynı zamanda bize bırakılmış büyük bir emanet çıkıyor.

Belki de her akan su bize aynı mesajı veriyor:

Hayat değişir, insanlar gelir geçer; ama bazı hikâyeler su gibi yolunu bulur ve geleceğe ulaşır.

Kadın Azmağı da böyle bir hikâyedir.

Bir azmak, bin hikâye...

Ve o hikâyelerin her birinde biraz biz varız.

Ceylin ŞENER

YAZARIN DİĞER YAZILARI