TAKVİM DEĞİL, İNSAN DEĞİŞİYOR

TAKVİM DEĞİL, İNSAN DEĞİŞİYOR

 

Eylül geldi.

Takvimde yalnızca yeni bir yaprak açıldı. Yaz bitiyor, sonbahar başlıyor. Günler biraz kısalıyor, akşamlar biraz serinliyor. Sokakların, okulların, iş yerlerinin ritmi yeniden değişiyor.

Ama aslında değişen yalnızca takvim değil.

İnsan değişiyor.

Eylül, çoğumuz için garip bir başlangıç duygusu taşır. Oysa yılın ilk ayı değildir. Buna rağmen yeni kararların, yeni hedeflerin ve yeni umutların ayıdır. Çünkü yaz boyunca biraz uzaklaştığımız hayatın içine yeniden dönmenin zamanıdır.

Tatil biter, şehirler kalabalıklaşır. Çocuklar okula başlar. İş yerlerinde tempo artar. Masaların üzerinde yarım kalmış işler yeniden belirir. Bir kenara bıraktığımız planları hatırlarız.

“Bu yıl şunu yapacağım” deriz.

Daha çok okuyacağım…

Daha az yorulacağım…

Kendime zaman ayıracağım…

Ertelediğim şeyleri artık ertelemeyeceğim…

Belki de Eylül'ü özel kılan tam olarak budur: İnsana yeniden başlama cesareti vermesi.

Oysa yeni bir başlangıç için takvim yaprağının değişmesini beklemek zorunda değiliz. İnsan isterse hayatının herhangi bir gününü yeni bir başlangıcın ilk günü yapabilir.

Bazen bir telefonla değişir hayatımız.

Bazen verdiğimiz bir kararla…

Bazen “artık yeter” dediğimiz bir anda…

Bazen de sessizce, kimseye söylemeden kendimize verdiğimiz bir sözle.

Eylül bize bunu hatırlatıyor.

Hayatın bazı dönemlerinde değişim büyük olaylarla gelmez. İnsan, farkına bile varmadan değişmeye başlar. Dün önem verdiği şey bugün eskisi kadar önemli değildir. Dün peşinden koştuğu bir şeyden bugün vazgeçebilir. Dün sustuğu yerde bugün konuşabilir.

Çünkü insan yaşadıkça yalnızca yaş almaz; bakış açısı da değişir.

Belki Eylül biraz da bunun için hüzünlüdür.

Bir yaz daha geride kalmıştır. Bazı insanlar hayatımızda kalmış, bazıları uzaklaşmıştır. Bazı hayaller gerçekleşmiş, bazıları başka bir bahara bırakılmıştır. Bir zamanlar çok önemli sandığımız şeylerin bir kısmının aslında ne kadar küçük olduğunu anlamışızdır.

Ve bütün bunların arasında kendimizi yeniden tanımaya başlamışızdır.

Eylül bize “Her şey yeniden başlıyor” derken aslında şunu da söyler:

“Sen artık geçen yılki sen değilsin.”

Bu cümle bazen ürkütücü, bazen umut vericidir.

Çünkü değişmek, her zaman istediğimiz bir şey değildir. İnsan alıştığı düzeni sever. Bildiği insanları, bildiği sokakları, bildiği hayatı bırakmak istemez. Fakat hayat, bizim yerimizde saymamıza izin vermez.

Mevsimler değişir.

Şehirler değişir.

İnsanlar değişir.

Biz değişiriz.

Önemli olan değişmemek değil; değişirken kendimizi kaybetmemektir.

Eylülün bize verebileceği en güzel ders belki de budur: Yeni bir mevsime girerken kendimize de yeniden bakmak.

Neyi geride bırakmak istiyoruz?

Neyi yanımızda taşımak istiyoruz?

Kimin hayatımızda olmasını önemsiyoruz?

Neye daha fazla zaman ayırmalıyız?

Ve en önemlisi, nasıl bir insan olmak istiyoruz?

Belki bu Eylül'de büyük kararlar almaya gerek yok.

Bir kitabın ilk sayfasını açmak yeter.

Uzun zamandır aramadığımız birini aramak…

Bir özrü geciktirmemek…

Kendimize biraz daha iyi davranmak…

Bir alışkanlığı değiştirmek…

Ya da yalnızca hayatın hızını biraz yavaşlatıp etrafımıza bakmak.

Çünkü bazen hayatı değiştiren şey büyük kararlar değil, küçük ama samimi adımlardır.

Takvim değişiyor.

Eylül geliyor.

Fakat asıl mesele, yeni bir ayın başlaması değil.

Bizim kendimize yeni bir başlangıç yapabilmemiz.

Belki de Eylül'ün en güzel tarafı budur.

Bize zamanın geçtiğini hatırlatırken, hâlâ zamanımız olduğunu da fısıldar.

Yeni bir mevsim başlıyor.

Takvim değil…

İnsan değişiyor.

Ve belki de bu değişim, hayatımızın en güzel başlangıcı olacak.

Ceylin ŞENER

YAZARIN DİĞER YAZILARI