CENNETİYLE CEHENNEMİ BİR ARADA YAŞAYAN KAHRAMANLAR

           CENNETİYLE CEHENNEMİ BİR ARADA YAŞAYAN KAHRAMANLAR

Yaz mevsimi geldiğinde Türkiye’nin dört bir yanından yükselen alevlerin görüntüleri ekranlarımıza düşüyor. Ormanlarımız yanıyor, doğamız zarar görüyor, yaban hayatı büyük bir tehdit altında kalıyor. Birkaç saat içinde yılların emeğiyle büyümüş ağaçlar kül olurken, binlerce canlının yaşam alanı yok oluyor.

Ancak biz çoğu zaman yangının yalnızca alevlerini görüyoruz. O alevlerin karşısında duran insanları ise ekranın diğer tarafında bırakıyoruz.

Yangın işçileri…

Biz güvenli bir yerde yangını izlerken onlar ateşin içine giriyor. Biz evlerimize çekilirken onlar saatlerce, hatta günlerce görevlerinin başında kalıyor. Yoğun dumanı soluyor, yüksek sıcaklığa maruz kalıyor, sarp arazilerde mücadele ediyor ve çoğu zaman büyük bir fiziksel ve psikolojik yük taşıyorlar.

Onlar için yangın, bizim izlediğimiz bir felaket görüntüsü değil; her saniyesiyle mücadele edilmesi gereken zorlu bir görev.

Bir yangın işçisinin elindeki hortum yalnızca su taşımaz. O hortum; bir ormanın, bir köyün, bir canlının ve gelecek nesillerin umudunu taşır.

Yangın sırasında herkes güvenli bir yere ulaşmaya çalışırken onlar tehlikenin üzerine yürür. Uykusuz gecelere, bitmek bilmeyen yorgunluğa ve alevlerin karşısında geçen uzun saatlere rağmen görevlerini sürdürürler. Bazen ailelerinden günlerce uzak kalırlar. Bazen de alevlerin içine girerken geri dönüp dönemeyeceklerini bilemezler.

Bu nedenle onlara yalnızca “görevli” demek eksik kalır.

Onlar, ormanlarımızın savunucuları ve toplumun görünmeyen kahramanlarıdır.

Elbette bugün orman yangınlarıyla mücadelede teknoloji büyük önem taşıyor. Uçaklar, helikopterler, İHA’lar ve modern ekipmanlar yangınlarla mücadelede önemli bir güç sağlıyor. Ancak yangının tam karşısında çalışan insan gücünün yerini hiçbir teknoloji bütünüyle dolduramıyor.

Asıl sormamız gereken soru da burada başlıyor:

Ateşin içine giren bu insanların hakları yeterince korunuyor mu?

Yangın işçisinin emeği yalnızca yangın çıktığında hatırlanmamalı. Güvenli çalışma koşulları, yeterli koruyucu ekipman, eğitim, dinlenme hakkı, çalışma süreleri, fazla mesainin karşılığı, ücret ve sosyal haklar her zaman gündemde olmalı.

Çünkü bir işçiden insanüstü bir fedakârlık beklemek, onun da insan olduğunu unutmaktır.

Orman yangınlarıyla mücadele elbette büyük bir sorumluluktur. Fakat bu sorumluluğu yerine getiren işçinin emeğini ve hayatını korumak da devletin ve toplumun görevidir.

Her yangından sonra “kahramanlarımız” diyoruz.

Evet, onlar kahraman.

Ama kahraman ilan etmek yetmez; kahramanın hakkını vermek gerekir.

Bir orman yeniden yeşerebilir. Kül olan ağaçların yerine fidanlar dikilebilir. Ancak görev başında hayatını kaybeden bir işçiyi geri getirmek mümkün değildir.

Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadelede hedefimiz yalnızca yangını daha hızlı söndürmek olmamalıdır. Aynı zamanda daha güvenli çalışmak, çalışanları daha iyi korumak ve yangın işçisinin emeğinin karşılığını vermek zorundayız.

Çünkü ormana sahip çıkmak, o ormanı koruyan insana da sahip çıkmaktan geçer.

Ne yazık ki çoğu zaman onların değerini bir felaket yaşandığında hatırlıyoruz. Yangın söndürüldüğünde haberlerde kısa bir cümle duyuyoruz:

“Yangın kontrol altına alındı.”

O cümlenin arkasında ise saatlerce, bazen günlerce mücadele eden insanların emeği, teri, uykusuzluğu ve fedakârlığı bulunuyor.

Alevler söner.

Duman dağılır.

Haberler değişir.

Fakat geride kalan emekçilerin alın teri ve hakkı unutulmamalıdır.

Yangın işçilerine yalnızca alkış değil, hak ettikleri çalışma koşullarını, güvenliği ve güvenceleri de vermeliyiz.

Çünkü onlar bizim göremediğimiz bir yerde, cennet ile cehennemi aynı anda yaşıyorlar.

Bir yanda korumaya çalıştıkları cennet gibi ormanlar, diğer yanda hayatlarını tehdit eden alevler…

Alevlerin karşısında duran her yangın işçisine minnet borçluyuz.

İyi ki varsınız kahraman yangın işçileri. Ormanlarımızın sessiz bekçileri, bu ülkenin gerçek kahramanlarısınız.

Ceylin ŞENER

YAZARIN DİĞER YAZILARI