Prof.Dr. Kemal Kocabaş
“Baylar!/Bin dokuz yüz seksen birdeyiz/Karşınızda eylülün sesi/Ağustosa çekildi, eylülün sesi/ Birazdan konuşacak/"Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."/Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği/Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim/Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği/Yosunların kapılara usulca/ Tırmanıp yerleştiği/Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar...”
Şiirimizin usta kalemi Edip Cansever “Eylülün Sesi” şiiriyle doğadaki değişimi dizelerine taşır. Eylül ayı sonbahara, okula, şiire-şaire merhaba denilen bir aydır. Özdemir Asaf da “En sevdiğim mevsime geldik/Yapraklar sararacak/Gök gürültülü yağmurlar yağacak./Sonbahar hüzündür/Hüzün ise ben demektir” diyerek sonbaharı selamlar. Doğadaki değişimi şiirlerde olduğu gibi pazarlarda da gözlemleriz. Ege’de Ağustos başında incirler pazarlara, yol kenarlarına taşınırken, üzümler, taze cevizler pazar tezgahlarının baş tacı olurlar. Eylül başında ise bahçelerde melisa çiçeğinin egzotik kokularıyla tanışırız. Ekim ayı sonuna doğru da mandalinalar, taze limonlar dalından kopmaya hazırlanırlar. 2026 Eylül’ünde doğadaki devinim bu şekilde sürerken toplumsal alanda da hareketli, ilginç, endişeli günler yaşamaktayız.
17 EYLÜL 1962 KAVAKLIDERE İLKOKULU VE İLK GÜN
14 Eylülde Türkiye’de okullar eğitime merhaba diyecekler. Televizyonlara yansıyan görüntülerde kırtasiye dükkanları cıvıl cıvıl. Ekonomik krize rağmen aileler çocuklarının okul gereksinmelerini karşılamaya çalışıyorlar. Bu yazıyı yazarken 17 Eylül 1962 günü Kavaklıdere ilkokuluna başladığım ilk günü hatırladım. Çanta akşamdan hazırlanmış ve çantanın içine gazete kağıtlarıyla kaplanmış defter ve kitaplar yerleştirilmişti. Fesleğen kokulu anamın sevgi dolu uğurlayışı ile okul yolundaydım. Saçlar üç numara kesilmiş, siyah önlük, beyaz yakalık, lastik ayakkabılar, boynumda ipe geçirilmiş bir silgi, cebimde olgun elma ile okula, akıl ve bilim yolculuğuna yürümüştüm okul sabahı. Köy Enstitülü babam okul müdürüydü. Açılış “Günaydın” ile başladı, açılış konuşmaları ve İstiklal Marşı sonrası babam yaklaşık 200 öğrencinin okul etrafında üç tur atmasını istemişti. Şimdiki adıyla çakraların açılmasıyla sınıfları doldurduk. Bedenimiz ve beynimizle derse hazırdık. Yıllar sonra öğrendiğim bir Köy Enstitüsü geleneği ile ilk kez karşılaşmıştım.
EĞİTİM, DEMOKRASİ VE KÖY ENSTİTÜLERİ
Köy Enstitüleri eğitim hakkını hayata geçiren eğitim kurumlarıydı. Babam, Kızılçullu Köy Enstitüsü 1945 mezunuydu. Yedi çocuklu yoksul bir aileden geliyordu. Enstitü onun hayatını değiştirmişti. O da bizlerin hayatlarını değiştirdi. Babamın ve arkadaşlarının anlatıları, yayıma hazırladığım enstitü kitapları ve Yücel ile Tonguç’un kitapları özgün Köy Enstitüleri eğitim sisteminin kazanımlarıyla bezenmişti. Köy Enstitülerinin, pek çok önemli niteliğinin yanında özellikle 2026 yılında ülkede yaşadıklarımızı düşünürsek en belirgin özelliği “Demokratik Eğitim Kurumu” olmasıydı. Köylerinden orta çağ koşullarından gelen öğrenciler “iş içinde yaparak yaşayarak öğrenme ilkesi, kitapla, sanatla ve demokrasi kültürüyle tanışarak” kişilik eğitimi alıyorlar ve özgüven kazanıyorlardı. Hafta sonu toplantılarında okul yönetimini, öğretmenlerini sorgulayarak yanlışları-doğruları sıralıyorlardı. Öğrenci enstitünün temel unsuruydu ve enstitü yaşamında “imece, dayanışma ve ortaklaşma” öne çıkan çıkan değerlerdi. Köy Enstitülü öğretmenler bu kazanımlarıyla önce Köy Öğretmen Derneklerini, Türkiye Öğretmenleri Milli Fedarasyonunu ve TÖS’ü kurmuşlardır. Demokratik öğretmen hareketinin temelinde enstitülü öğretmenler vardı.
Köy Enstitüleri 1954 yılında ilköğretmen okullarına dönüştürülür. Öğrencisi olduğum Ortaklar İlköğretmen Okulu ve diğer öğretmen okullarında da demokrasi eğitimi öğrenci örgütü seçimleriyle sürdü. Okulun açıldığı aylarda onar kişilik öğrenci grupları öğrenci örgütüne aday olmak için öne çıkar, hazırladıkları broşürlerle yönetime geldiklerinde hedeflerini açıklarlardı. Neler yapacaklarını bin kişilik okul ailesiyle paylaşırlar ve sonra belirlenen tarihte seçim yapılırdı. Cumartesi toplantıları enstitülerde olduğu gibi devam eder, örgüt başkanı bu toplantılarda bir haftada neler yaptıklarını arkadaşlarına anlatır, soruları yanıtlardı. Görüyoruz ki Cumhuriyet Eğitim Devrimi okullardaki demokratik katılım ile ülkedeki demokrasi, kültürünün gelişmesini hedeflemişti. Ülkemizde son bir yılda ise yargı destekli siyasal iktidar uygulamalarıyla özellikle yerel yönetimlerde ülkenin tüm demokratik kazanımlarını kaybetme noktasına geldik. Siyasal iktidardan farklı düşündüğü için tutuklanan aydınlar, sanatçılar, gazeteciler ve sendikacıların artan sayıları ülkemizin geleceği adına endişe verici boyutlara taşındı. Rasyonel olmayan bu durumun sonlandırılmasının ülkedeki tüm demokratik güçlerin dayanışmasından ve demokratik hukuk devletinden geçtiği çok açıktır.
BAYINDIR ÇIRPI KÖYÜNDEN UŞAK BEKİ KÖYÜNE
1940’lı yılların sonunda İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç görevinden ayrılmış, yerine Kazım Köni gelmişti. İzmir’de yapılan bir öğretmenler toplantısında Köy Enstitülü öğretmenler “Niçin Köy Enstitülü öğretmenler diğer öğretmenlerden daha düşük çocuk yardımı alıyor” diye sorarlar. Koni bu soruya “Siz köylüsüünz, çok çocuk yaparsınız” şeklinde garip bir yanıt verir. Enstitüde demokratik eğitim süreçlerinden geçen Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler Bayındır’ın Çırpı köyünde toplanarak Ege Bölgesi Köy Öğretmen Derneğini kurarlar. Daha sonra ülkenin her köşesinde kurulan bu dernekler 1965 yılında Türkiye Öğretmenler Sendikasını (TÖS) oluşturur. Köye dönük yüz o dönemlerde bir enstitü geleneğiydi.
Köy Enstitüleri tarihinde enstitülere çok sayıda öğrenci gönderen iki köy vardır. Bunlardan ilki o yıllarda Sivas’a, günümüzde ise Kayseri’ye bağlı olan Karaözü köyüdür. Önceki dönem YKKED YK üyelerinden arkadaşımız Mehrigül Keleş’in Pamukpınar Aydınlığı kitabımdaki yazısına göre Karaözü köyü Pamukpınar, Pazarören ve Hasanoğlan Köy Enstitülerine mezun olmuş 64 öğrenci (3 kız, 61 erkek) göndermişti. Bir diğer köy ise Uşak-Karahallı ilçesine bağlı Beki köyüdür. Beki köyünden YKKED-Bornova Şubesi YK üyesi arkadaşımız Abidin Çeker, Beki köyünden 54 öğrenci Çifteler ve Savaştepe Köy Enstitüsü-Öğretmen Okuluna giderek öğretmen olduklarını ifade etmiştir. Geçen haftalarda arkadaşımız Fatih Atila Çifteler Köy Enstitüsü çıkışlı babası öğretmen-ilköğretim müfettişi Ahmet Atila adına Beki köyünde düzenlediği ve çok sayıda arkadaşımızın konuşmacı ve izleyici olarak katıldığı etkinlik büyük ilgi gördü. Yoğunluğum nedeniyle katılamadığım ama sosyal medyadan izlediğim etkinlikte, Köy Enstitüsü çıkışlı devrimci bir öğretmenin köyünde ve çevresinde yarattığı farkındalığın önemle altının çizildiği ve enstitülü öğretmen ile günümüzdeki öğretmen karşılaştırılmasının yapılarak Türkiye eğitimde ne yapmalı sorusunun yanıtlarının arandığı anlaşılıyor.
Bu tür etkinlikler Köy Enstitüleri gibi bir özgün kazanımın topluma aktarılması anlamında değerli çalışmalardır. Bu etkinliklerde enstitü kazanımlanırdan esinlenerek terk edilen köylerde “hayvancılık, ziraat ve eğitim” anlamında uygulamalı yeni projeler geliştirmek tarihsel bir öneme sahiptir. Cumhuriyetin birinci yüzyılının aydınlık tasarımı olan Köy Enstitüleri “eğitim hakkı, uygulamalı-üretici eğitim, nitelikli eğitim, karma, laik,demokratik, bilimsel eğitim” ve pek çok kazanımıyla Cumhuriyetin ikinci yüzyılındada esin kaynağı olmaya devam ediyor.
Tüm Köy Enstitülü öğretmenleri ve Ahmet Atila öğretmeni sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yeni öğretim yılında öğrenci ve öğretmenlerimize başarılar diliyorum.