ÜLKEMDE KADIN OLMAK 2

Dışa çok açık olmayan bir köyde yaşayan küçük bir kız çocuğu, Babası olur olmaz nedenlerle hatta hiç nedensiz annesini dövüyor, anne karşılık vermiyor köşeye büzülüp bir an önce bitmesini bekliyor, bağırıp çağırırsa işkence daha da artıyor.  Nihayet öfkesini almış baba evden çıkıyor, o zaman söylene söylene ağlamaya başlıyor anne, çocuk ne yapacağını bilemiyor, susması gerektiğini öğreniyor. Durum sadece onların evine mahsus değil halası, teyzesi, komşuları da aynı durumdalar. Sadece olayın gerçekleşme sıklığı değişebiliyor.

Olayın hemen hemen her evde yaşanıyor olması ve çaresizlik yaşananları normalleştiriyor, hayatın akışı böyleymiş gibi geliyor zaman zaman.

Bugünden baktığında;

adam kahvede biriyle tartıştı ona diş geçiremedi veya oyun oynadı yenildi hazmedemedi, patronuna cevap veremedi, evde bir şamar oğlanı var nasıl olsa öfkesini ondan çıkarıyor. Ev dışında yaşanan bir ezikliğin, haksızlığa uğramanın, ev içinde kadın üzerinde şiddete dayalı bir üstünlük kurarak (nasıl bir üstünlük anlayışı ise)denge sağlamak olduğunu, kadının ne kadar dikkat ederse etsin dayaktan kendini kurtaramadığını görüyor.

İlçeye gittiğinde durumun köydeki gibi olmadığını fark ediyor. Belki burada yerleşimin köydeki kadar açık olmadığından, biraz daha medenileştiğinden ve o her eve köydeki gibi girip çıkamadığından görünürlüğü az, görünenlerde de erkek haklı çıkarılıyor. "Ya bu diyardan gideceksin ya bu deveyi güdeceksin" diyerek iki şık varmış gibi görünse de seçenek tek, gidilecek diyarların kapılarını açacak anahtar yok, baba evi dersen çoktan kapalı. Ve bu sözü her duyduğunda evdeki erkekler deve mi? sorusu geliyor aklına ve güdülüyor olmak iyi bir şey değilmiş gibi geliyor da güdülenler memnun halinden. Sonra gazete, radyo haberleri giriyor hayatına, gazetelerin üçüncü sayfasında yer alan kadına şiddet haberlerine gözü takılıyor, cahillikten bunlar eğitim öğretim görseler böyle olmaz ne yapsın o da babasından öyle görmüş deniyor laf aralarında hak verircesine.

Sonra bunun da doğru olmadığını anlıyor belli bir öğrenim düzeyindeki yakın arkadaşlarından, gazete ve televizyonlardan.

Burada bir terslik var neden böyle oluyor, erkekler, babalar, kocalar, erkek arkadaşlar kendilerinde nasıl böyle bir hak görüyorlar, kadınlar köleleri mi onların? Bir zamanlar o da vardı alınan satılan, hiçbir hakka sahip olmayan köle kadınlar.

Hala onun kalıntılarını mı yaşıyoruz? Olabilir, köle gibi pazarda alınıp satılmıyor ama başlık parasına, eşyaya, eve, arabaya, tarlaya satılıyor şimdi kadınlar ve evlendirilirken sadece gidiş bileti alınıyor ve erkek bunun farkında. Bir satın alma işleminde, satılan bir mal ve onu satın alan vardır, satın aldığı şeyi istediği gibi kullanma hakkına sahip olduğu peşinen kabul görmüş.

Cahillikten, görgüsüzlükten denmişti; doğru okullar bilgi cahilliğini alıyor, yarışmaya girse kazanır ama insani cahilliği yok edemiyor ki en alt kademeden, akademinin en üst unvanını taşıyan profesöre kadar hala kadına şiddet uygulayan eğitimli insanları görüyoruz. Bunlar böyleyse diğerlerinin halini düşünmek bile ürkütücü. Şiddetin dozu gün geçtikçe artıyor, kadın zorla da olsa ayrılmayı başardığında tamam artık bitti diyoruz ama bitmiyor. Onun gibi üstün insanı nasıl bırakır sendromu başlıyor, hele bir de başka bir erkekle beraberse, eski koca cinnetine ailenin erkekleri de karışıyor kadın kırk katırla kırk satır arasında kalıyor. Kadınların öldürülmesi için o kadar çok bahane üretiliyor ki bir kere öldürülmekle de kalmıyor, üstüne beton dökülüyor, yakılıyor, parçalanıp çöpe atılıyor. Mahkemelerde evladının peşine düşmüş birkaç ana babanın dışında olay unutulup gidiyor.

Geçen hafta gündeme düşen bir haber vardı Adliye binasında Mahkeme salonunda bir erkek bir kadını öldürmek üzere silahını ateşliyor ve orada bulunan çaycının erkeğe engel olmasıyla kadın yaralı olarak ölümden kurtuluyor.

Bu haberin ilginç yanı;

Erkek bir savcı,

Kadın bir hâkim,

Ve kurtarıcı eski hükümlü kadrosuyla adliyede çalışan bir çaycı.

Adliye binalarında hasımların birbirlerine silahlı saldırı haberlerini çok duyduk. Ama bu bir başka, İnsanların hakkını hukukunu savunacak ve adil kararlar vererek insanların güvenini sağlayacak bir kurumda, mahkeme salonunda, bir kadın hâkim saldırıya uğrayıp öldürülmeye çalışılıyor.

Anlaşmazlıkların çözüm yeri olan mahkeme salonunda, oradaki en yüksek rütbeli karar verici bir kadın hâkim bile erkek şiddetiyle karşı karşıya kalıyorsa, sıradan bir kadın ne yapsın kime güvensin.

Savcının babası da hâkim ve kadın Adalet Sisteminin içinde bir hâkim olarak kendini kurtarması için savcının anne babasını arıyor, mahkemeye başvurmuyor.

Bu adam yıllarca hukuk eğitimi almış, insanların son umut noktasının bu zihniyette olduğunu görünce kadına şiddetin her türlüsünü yapan, öldüren suçluların kendilerini rahatlamış hissetmelerine neden olmaz mı, yeni suçluları cesaretlendirmez mi? O savcı bile yapıyorsa demek ki ben haklıyım diye düşünmez mi?

Tersten bakalım bu düşüncedeki bir savcı suçlulara ceza isterken zihniyet indirimi yapar mı? yapılıyor ki suçlular hapisten erken çıkıp aynı suçu bir daha işliyor.

Fiziki şiddet acıtır, yakar, soğutur iyileşince belki biraz unutulur.  Kırılan onurun, güven duygusunun,  iyileşmesi, yitirilen sevginin yeniden yeşermesi imkânsızdır. İşte siz o imkânsızın içinde yaşamak istiyorsunuz sahip olmanın verdiği hoyratlıkla.

"Sahip çıkmak" diye bir deyim var dilimizde, kimsesiz kalmış çocuklar ve kadınlar için kullanılır genellikle ve koruyup kollamak anlamına gelir. Nedense bu bir süre sonra sahip olmaya doğru evrilir.

Dedeler, babalar, oğullar ve kocalar sahip olmanın verdiği o acayip ruh halinizden gözünüzün görmediği o şiddet yaraları, onur ve gönül kırılmaları hiç geçmiyor biliyor musunuz? Ev sandığınız, her tarafı kırık dökük o kafeste yaşıyor ve yaşatmak istiyorsunuz sahip olmanın anlamsız böbürlenmesiyle.

Bilmiyorsanız bilin istedim.

Galiba insan en çok vicdanlı olmayı bilmeli, bir savcı, eski arkadaşı hâkim kadını öldürmek için gözünü kırpmadan ateş ederken, çaycının eski hükümlü olduğunu, durumunun kötüleşme ihtimalinin olduğunu düşünmeden savcıya engel olması başka türlü açıklanamaz.

Çok yakında kadınlar günü kutlamaları başlayacak, reklamlar dönüyor televizyonlarda, hangi hediyeyi alırsanız kadınlar daha mutlu olur diyerek akıl çelmeye çalışan.

Bir günlük alışveriş çılgınlığına indirgenen bu günde, elinizi vicdanınıza koyup dilinize gelen güzel sözcüklerle anın bütün haksızlığa uğramış öldürülmüş o kadınları.

Belli mi olur? Bir gün kadınlar için bütün bunları konuşmamıza gerek olmayan bir 8 MART'ı hep beraber kutlarız.

Fatma Ayhan 30 Ocak 2026

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI